<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.aliagagundem.com/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title>83 yaşında mucizevi iyileşme</title>
			<description><![CDATA[Diyabetik ayak enfeksiyonu şikâyetiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne başvuran 83 yaşındaki Artvinli Mustafa Kafa, 90 gün süren yoğun tedavinin ardından sağlığına kavuştu. Kafa, “Başka hastanelerde ayağımın kesilebileceğini söylediler. Ancak burada ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar” ifadelerini kullandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Diyabet hastası 83 yaşındaki Mustafa Kafa, hastalığına bağlı diyabetik ayak enfeksiyonu nedeniyle Artvin’de çeşitli hastanelere başvurdu. Kafa’ya diyabetik ayak ampütasyonu önerilmesine rağmen, farklı bir tedavi umuduyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’ne geldi. Enfeksiyon, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahi birimlerinin ortak çalışmasıyla 90 gün boyunca tedavi edilen Kafa, sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Kafa, “Ayağım perişan durumdaydı. Başka hastanelerde kesileceğini söylediler. Burada ‘bu ayağı kurtarırız’ dediler ve başardılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Şu an iyiyim, ayağıma çocuk bakar gibi bakmamı söylediler, biz de buna uyacağız” ifadelerini kullandı. Kafa, kendisiyle ilgilenen hekim ve hemşirelerle birlikte Artvin’de fındık toplayacağının sözünü verdi.

“Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık”

Mustafa Kafa’nın tedavisini yürüten Eşrefpaşa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Altan Gökgöz, “Hastamız pek çok merkeze başvurmuş ancak yara bakımı konusunda etkili bir tedavi alamamış. Ayağında nekroz yani ölü dokular çok fazlaydı. Dış merkezlerde ampütasyon olabileceği söylenmiş, ancak biz hastamızın da uyumu sayesinde iyileştirdik. Bazen ‘uzvu keselim’ denilerek çözüm basitmiş gibi düşünülebiliyor; oysa asıl zor ve doğru olan, uzvu korumaktır. Tedaviyi multidisipliner şekilde yürüttük; enfeksiyon, dahiliye, ortopedi ve plastik cerrahinin ortak çalışmasıyla başarılı sonuç aldık. Bakımını yaparsa, ilaçlarını düzenli alırsa ve kontrollerine gelirse, bu hastalık bir daha tekrarlamayacaktır. Yüzümüzü güldüren bir sonuç aldık ve çok mutluyuz” dedi.

Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da Kafa’yı ziyaret ederek tedavisi hakkında görüştü.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/83-yasinda-mucizevi-iyilesme.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/83-yasinda-mucizevi-iyilesme.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/83-yasinda-mucizevi-iyilesme_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/83-yasinda-mucizevi-iyilesme.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/83-yasinda-mucizevi-iyilesme/6327/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 10:16:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>60+ Deneyim sağlık için gönüllü oluyor</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Gönüllüleri Projesi kapsamında 60 yaş ve üzeri yurttaşları sağlık ve yaşam kalitesini destekleyen çalışmalara gönüllü olarak katılmaya davet ediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, Sağlık Gönüllüleri Projesi’ni hayata geçiriyor. Tek Sağlık yaklaşımı çerçevesinde yürütülen proje, aldığı eğitimleri ve mesleki deneyimini toplum yararına aktarmak isteyen gönüllülere yönelik olarak planlandı. Proje kapsamında; belirlenen alanlarda eğitim almış 60 yaş ve üzeri yurttaşlar, 153 Hemşehri İletişim Merkezi (HİM) üzerinden başvuru yapabiliyor. Gönüllüler, toplumsal farkındalık çalışmalarında, sağlık ve yaşam kalitesini destekleyen eğitim ve etkinliklerde yer alarak destek ve koordinasyon süreçlerine katkı sağlayacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sağlık Gönüllüleri Projesi kapsamında 2025 yılı ekim ayında genç gönüllülerin de başvurularını almıştı. Etkinlik bazlı ve esnek katılım esasına göre oluşturulan gönüllü havuzunda yer alan katılımcılara, proje sürecindeki katkıları doğrultusunda dönem sonunda gönüllülük ve katkı belgesi verilecek.

Kriterler belirlendi

Sağlık Gönüllüleri Projesi, sağlığı yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı görmeyen; yaşamın her alanına dokunan, paylaşım, dayanışma ve gönüllülük temelli bir farkındalık hareketi olarak öne çıkıyor. Bilgi ve deneyimleriyle sürece katkı sunmak isteyen gönüllüler için katılım kriterleri; 60 yaş ve üzeri olmak ve tıp, diş hekimliği, veterinerlik, hemşirelik, ebelik, ziraat, gıda mühendisliği, beslenme ve diyetetik, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji alanlarından birinde eğitim almış olmak şeklinde belirlendi. Projenin gençlik ayağı ise sağlık alanında eğitim gören, bu alanda çalışan ya da gönüllülük yapmak isteyen gençleri bir araya getirmeyi hedefledi. 18-30 yaş arası sağlık, sosyal hizmet, psikoloji, beslenme, veterinerlik, çevre, biyoloji, iletişim ve ilgili bölümlerden çok sayıda genç projeye başvurdu. Projede yer almak isteyen gençlerin başvurularının alınmaya devam edileceği bilgisi verildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/60-deneyim-saglik-icin-gonullu-oluyor/6311/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:02:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İzmirli yurttaşlar, rahim ağzı kanserine karşı bilinçleniyor</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, 30 ilçede Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında eğitimler düzenliyor. Eğitimlere katılan yurttaşlar, erken teşhis ve düzenli tarama ile önlenebilir bir hastalık olan rahim ağzı kanserine karşı bilinçleniyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında, İzmirli yurttaşlar hastalık hakkında kapsamlı biçimde bilgilendiriliyor. Ay sonuna kadar 30 ilçede tamamlanması planlanan farkındalık eğitimlerinde; rahim ağzı kanserinin risk faktörleri, belirtileri, erken teşhis ve tarama faaliyetlerinin önemi, tedavi süreçleri ile korunma yöntemleri yurttaşlara aktarılıyor.

Rahim ağzı kanseri, dünya genelinde kadınlarda meme kanseri, kalın bağırsak kanseri ve akciğer kanserinin ardından en sık görülen dördüncü kanser türü olarak öne çıkarken, Türkiye’de ise görülme sıklığı bakımından 10. sırada yer alıyor.

Hemşire ve psikologlar eğitim veriyor

Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü'nde psikolog olarak görev yapan Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Kadın Sağlığı Eğitmeni Merve Çarkcı Kapı, “Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında İzmir’in 30 ilçesinde rahim ağzı kanserine yönelik farkındalık eğitimleri düzenliyoruz. Benzer bir etkinliği, Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda da düzenlemiştik. Amacımız, kanser türlerine karşı farkındalık oluşturmak, erken tanının önemini hatırlatmak. Eğitimleri psikologlar ve hemşireler olarak veriyoruz. Eğitimlerimizden sonra yurttaşlar sağlık taramalarına gidiyor, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerine (KETEM) başvuruyor. Çok güzel dönüşler alıyoruz. Eğitim verdiğimiz kişilerin arasında kanser tedavi sürecinde olan ya da kanser geçmişi olan kişiler de oluyor. Eğitimlerde onların da tecrübelerinden faydalanıyoruz” dedi.

Erken teşhis ve taramanın önemine dikkat çekiliyor

Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü’nde eğitmen hemşire olarak görev yapan Gülseren Şentürk, rahim ağzı kanserinde erken teşhisin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Şentürk, “Rahim ağzı kanseri, erken teşhisle neredeyse yüzde 100 tedavi edilebilen ve başarı şansı çok yüksek bir kanser türü. Bu nedenle eğitimlerimizde özellikle tarama konusuna büyük önem veriyoruz. KETEM’in adını dahi duymamış birçok kişi var. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki KETEM gibi hizmetlere erişimi artırmak ve yurttaşlara yol göstermek açısından bu eğitimler son derece faydalı” dedi.

“Erken teşhis hayat kurtarır”

Eğitimlere katılan yurttaşlardan Münevver Öztürk ise “Rahim ağzı kanseri hakkında az çok bilgim olduğunu düşünüyorum ama bilgilerimi tazelemek istedim. Erken teşhisin hayat kurtardığını hepimiz zaten biliyoruz. Bütün kadın ve erkeklerin bu eğitimi mutlaka alması gerektiğine inanıyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal medya hesaplarını takip ettiğim için bu eğitimden haberdar oldum. Bu eğitimleri çok faydalı buluyorum” ifadelerini kullandı.

Kentin dört bir yanında eğitim

5 Ocak’tan bu yana farklı ilçelerde düzenlenen eğitimler, 15 Ocak’ta Gaziemir Sarnıç Semt Evi’nde ve Narlıdere Belediyesi AKM Meclis Salonu’nda saat 14.00’te, 16 Ocak’ta Kemalpaşa Belediyesi Kültür Merkezi’nde saat 14.30’da, 19 Ocak’ta Foça Belediyesi Sosyal Tesislerinde saat 11.00’de, 20 Ocak’ta Güzelbahçe Kadın Dayanışma Merkezi’nde saat 10.00’da ve Balçova İnciraltı Engelliler Merkezi’nde saat 14.30’da, 21 Ocak’ta Karşıyaka Alaybey Mahallesi’nde saat 14.00’te ve Tire Belediyesi Sinema Salonu’nda saat 14.00’te, 22 Ocak’ta Aliağa Kültür Merkezi’nde saat 13.00’te, 23 Ocak’ta Dikili Cumhuriyet Mahallesi’nde saat 13.00’te ve Çiğli Belediyesi Flamingo Semt Merkezi’nde saat 14.00’te, 26 Ocak’ta Karaburun Halk Eğitim Merkezi’nde saat 11.00’de, Mordoğan Belediyesi Düğün Salonu’nda saat 13.30’da ve Ödemiş Belediyesi Kongre ve Düğün Salonu’nda saat 14.00’te, 27 Ocak’ta Urla Eski Tamirhane Binası’nda saat 11.00’de ve Menemen Belediyesi Seyrek Şube Müdürlüğü’nde saat 14.00’te, 28 Ocak’ta Kiraz Belediyesi Düğün Salonu’nda saat 13.00’te, 29 Ocak’ta Konak Şato’da saat 15.00’te ve 30 Ocak’ta Bergama Narlıca Cemevi’nde saat 13.00’te gerçekleştirilecek.

Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü ise İzmir Büyükşehir Belediyesi personeline yönelik çeşitli farkındalık çalışmaları yapıyor. Bu kapsamda 30-65 yaş arası personel rahim ağzı kanseri taramasına yönlendirilirken, 40-69 yaş arası personel için de meme kanseri taraması için mamografi randevu alınıyor ve personel KETEM’lere yönlendiriliyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/izmirli-yurttaslar-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilincleniyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/izmirli-yurttaslar-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilincleniyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/izmirli-yurttaslar-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilincleniyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2026/01/izmirli-yurttaslar-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilincleniyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/izmirli-yurttaslar-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilincleniyor/6308/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 09:44:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyükşehir’den çölyak hastası çocuklara yeni yıl etkinliği</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, çölyak hastası çocuklara yönelik yeni yıl etkinliği düzenledi. Çocuklar Kültürpark Yeni Yıl Festivali’ni gezdi, buradaki buz pistinde gönüllerince eğlendi. Anneleri ise Glütensiz Mutfak Atölyesi’nde glütensiz atıştırmalık yaptı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çölyak hastalarının yanında olan, yaşamlarını kolaylaştırmak için destek sağlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sosyal Yardım Takip Sistemi’ne kayıtlı çölyak hastası çocuklara yönelik yeni yıl etkinliği düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen etkinliğe 20 çocuk, 15 anne katıldı. Çölyak hastası çocukların sosyal hayata katılımını desteklemeyi, çölyak hastalığına yönelik farkındalık oluşturmayı ve aileler arası dayanışmayı güçlendirmeyi hedefleyen etkinlikle çocuklar keyifli anlar yaşadı. Etkinliğe Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği ile Mutlu Beslen Kooperatifi de katıldı.

Anneler tarif öğrendi, çocuklar yeni yıl süsü yaptı

Çölyak hastası çocuklar ve anneleri, ilk olarak Kültürpark Yeni Yıl Festivali’ne geldi. Festivaldeki buz pistinde eğlenen çocuklar, Atlas Pavyonu’ndaki sergileri gezdi. Çölyak hastası çocuklar ve anneler için etkinlikler, Buca Sosyal Yaşam Kampüsü’nde devam etti. Anneler, Glütensiz Mutfak Atölyesi’nde iki çeşit glütensiz atıştırmalık yaptı. Çocuklar ise Kuşaklar y Dayanışma Etkinliği kapsamında huzurevi sakinleriyle birlikte yılbaşı süsleme çalışması gerçekleştirdi.

“Glütensiz atıştırmalık atölyesi yaptık”

İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan  Gamze Kanber, “Sabah Manisa’dan davet ettiğimiz annelerimiz ve çölyak hastası çocuklarımız ile İzmir’deki bir grupla önce festival alanımızı gezdik. Çocuklarımız buz pistinde eğlendi. Ayrıca huzurevi sakinleriyle yılbaşı etkinlikleri kapsamında faaliyetler yaptı. Bu sırada annelerimize glütensiz mutfakta basit atıştırmalıklar nasıl yapılır şeklinde eğitim verdik” diye konuştu. 

“Bizi davet ettiği için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne sonsuz teşekkür ediyorum”

Mutlu Beslen Kadın Kooperatifi Başkanı Özlem Şivecan, “Manisa’dan geliyoruz, çölyaklı çocukların anneleriyle kurduğumuz bir kooperatifimiz var. İzmir Büyükşehir Belediyesi bize burada çok güzel bir imkan sağladı. Glütensiz mutfak eğitimi alıyoruz, bizim için bir hayaldi. Çok mutlu olduk. Glütensiz ürün yapmak çok zor. Yeni tanı alan kişiler ekmek yapmayı en az 6 ayda öğrenebiliyor. Biz burada onun püf noktalarını öğreneceğiz. Çok kıymetli. Bizi davet ettiği için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne sonsuz teşekkür ediyorum” dedi.

“Çocuklara hayranım”

Buca Sosyal Yaşam Kampüsü Zübeyde Hanım Huzurevi sakini Nilgün Uç ise çocukların ziyareti hakkında konuşarak “O kadar beğendim ki, dünyanın en güzel şeyi çocuklar benim için. Çocuklara hayranım. Burada boyama yaptılar, resim yaptılar, yeni yılı kutlamak için süsler yaptılar. Ben çocukları çok seviyorum, her şeyi çocuklar için alıyorum” dedi.

“Arkadaşlarımla çok eğleniyorum”

Etkinliğe katılan Aslı Gündüz, “Çok eğleniyorum. Kardan adam yaptık, her şeyi yapıyoruz. Buz pistine gittim, orada kaydım, orada da çok eğlendim. Buraya ilk defa geldim, çok eğleniyorum” diye konuştu. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/12/buyuksehir-den-colyak-hastasi-cocuklara-yeni-yil-etkinligi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/12/buyuksehir-den-colyak-hastasi-cocuklara-yeni-yil-etkinligi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/12/buyuksehir-den-colyak-hastasi-cocuklara-yeni-yil-etkinligi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/12/buyuksehir-den-colyak-hastasi-cocuklara-yeni-yil-etkinligi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/buyuksehir-den-colyak-hastasi-cocuklara-yeni-yil-etkinligi/6261/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 09:50:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyükşehir’den “Nefesini Koru” semineri</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türk Akciğer Kanseri Derneği iş birliğinde 1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında seminer düzenledi. Mustafa Necati Kültür Merkezi’ndeki seminere katılan Doç. Dr. Fatma Sert, “Nefesini Koru: Akciğer Kanserinde Erken Tanı ve Tedavi Mümkün mü?” başlığı altında önemli bilgiler verdi.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Türk Akciğer Kanseri Derneği iş birliğinde Yeşilyurt Mustafa Necati Kültür Merkezi’nde Doç. Dr. Fatma Sert tarafından “Nefesini Koru: Akciğer Kanserinde Erken Tanı ve Tedavi Mümkün mü?” başlıklı seminer verildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi 3. Yaş Üniversitesi öğrencileri, Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü eğitmenleri ve yurttaşların katılımıyla yapılan seminerde; akciğer kanseri belirtileri, risk faktörleri, erken tanı ve tedavi yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgi verildi. Soru-cevaplardan oluşan son bölümde de katılımcıların akciğer kanseriyle ilgili merak ettikleri sorulara Doç. Dr. Fatma Sert tarafından ayrıntılı yanıtlar verildi. Bu bölümde katılımcılar, özellikle sigara bırakma yöntemleri, tarama testleri ve genetik faktörlerin rolü gibi konularda bilgi aldı. Seminer, akciğer kanserine karşı düzenli kontrollerin önemini vurgulayan “Erken tanı, doğru tedavi ve farkındalık ile her yıl binlerce hayat kurtulabilir” çağrısıyla sona erdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/11/buyuksehir-den-nefesini-koru-semineri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/11/buyuksehir-den-nefesini-koru-semineri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/11/buyuksehir-den-nefesini-koru-semineri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2025/11/buyuksehir-den-nefesini-koru-semineri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/buyuksehir-den-nefesini-koru-semineri/6225/</link>
			<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 11:19:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>ÇİKOLATA KİSTİ, KADINLARIN SOSYAL VE PSİKOLOJİK YAŞAMINI OLUMSUZ ETKİLİYOR</title>
			<description><![CDATA[Çikolata kisti dünya genelinde her 10 kadından birini etkileyen, genetik faktörlerin rol oynadığı, çoğu zaman ilerleyici, iltihabi ve kronik bir hastalık olarak öne çıkıyor. Şiddetli ağrı nedeniyle hastalığın sosyal, iş hayatı ve evlilikleri olumsuz yönde etkileyebileceğini söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ali Emre Tahaoğlu çikolata kistinin çocuk sahibi olmayı geciktirebileceğinin de altını çiziyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ “Bu çikolata hiç tatlı değil”
Çikolata kisti, kadınların baş belası haline gelen iki ana belirti ile tanınır: Şiddetli ağrılar ve gebelikte zorluk. Hastalık hafif karın ağrısından şiddetli adet sancılarına, hatta cinsel ilişki sırasında yaşanan ağrılara kadar geniş bir ağrı yelpazesine yol açabilir. Bu durum kadınların iş, sosyal yaşam, evlilik ve partnerleriyle olan ilişkilerini etkileyebilir. Ancak her kadında aynı şekilde gelişmeyen bazen belirti göstermeden ilerleyebileceğinin altını çizen Prof. Dr. Tahaoğlu endometriozisin (çikolata kisti) tanısı genellikle zor ve geç koyulduğunun üzerinde duruyor.
“Endometriozis hastalığının yancı hastalıkları da vardır”
Endometriozis yalnızca ağrılar ve gebelik problemleriyle sınırlı kalmayıp bazı yancı hastalıkları da beraberinde getirebilir. Bunlar arasında fibromiyalji, migren, kronik yorgunluk, ağrılı işeme ve huzursuz bağırsak sendromu yer aldığını belirten Prof. Dr. Tahaoğlu, “Karın ağrısı, şişlik, kabızlık ve ishal dönemleri, endometriozis ve huzursuz bağırsak sendromunun birlikteliğine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Adet dönemi öncesi ve sonrasında kadınlarda şişkinlik, gaz ve ağrı gibi bağırsak problemlerinin önüne geçmek için mutlaka jinekolojik kontrollerin yapılması gerekir” şeklinde konuştu.

 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/11/cikolata-kisti-kadinlarin-sosyal-ve-psikolojik-yasamini-olumsuz-etkiliyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/11/cikolata-kisti-kadinlarin-sosyal-ve-psikolojik-yasamini-olumsuz-etkiliyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/11/cikolata-kisti-kadinlarin-sosyal-ve-psikolojik-yasamini-olumsuz-etkiliyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/11/cikolata-kisti-kadinlarin-sosyal-ve-psikolojik-yasamini-olumsuz-etkiliyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/cikolata-kisti-kadinlarin-sosyal-ve-psikolojik-yasamini-olumsuz-etkiliyor/6089/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Nov 2024 16:31:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hayatı Değiştiren Bilgiler</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, ciddiyeti ve artan görülme sıklığı sebebiyle önemli bir halk sağlığı sorunu olan inme hastalığına dikkat çekmek amacıyla ileri yaş kişilere yönelik seminer düzenledi. Alanında  uzman hekimlerden inme hastalığına ilişkin önemli bilgiler edinen yurttaşlar, bu tip toplantıların yaşamları için hayati öneme sahip olduğunu belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, Ege Üniversitesi ile iş birliği yaparak inme hastalığıyla ilgili seminer programı hazırladı. Seminer, 29 Ekim Dünya İnme Farkındalık Günü kapsamında Buca Sosyal Yaşam Kampüsü Huzurevi Balo Salonu’nda düzenlendi. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan inme hastalığına dikkat çekmek amacıyla yapılan toplantıya kentin farklı bölgelerinden yaklaşık 200 kişi katıldı. İnteraktif şekilde yapılan toplantıda inmenin ne olduğu, inmeye karşı alınacak önlemler ve inme durumunda yapılacaklar detaylarıyla anlatıldı. Seminerde “İnmenin Önemi” başlıklı sunumuşk Ege Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı İnme Merkez Sorumlusu ve Nöroloji Yoğun Bakım Bilim Dalı Baanı Prof. Dr. Hadiye Şirin, “Acil Serviste İnme Yönetimi” başlıklı sunumu Ege Üniversitesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Funda Karbek Akarca ve “İnme Tedavisi” başlıklı sunumu ise Ege Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ayşe Güler yaptı. Toplantıya İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram da katıldı. 

“Çok güzel geri bildirimler alıyoruz”
Etkinliğe ilişkin bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanı Dr. Ahmet Soner Emre, “Etkinliğe katılan vatandaşlarımıza inmeyle ilgili bilgiler aktarmak, önleyici çalışmaların ve belirtilerin neler olduğunu anlatmak ya da böyle bir durumla karşılaşıldığında neler yapılabileceklerini belirtmek için buradayız. Bu tip etkinlikler sonrası kişilerin hayatlarını değiştiren çok güzel geri bildirimler alıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu tür bilgilendirme etkinliklerimizi yapmaya devam edeceğiz” dedi. 

“Saniyeler içinde harekete geçmeliyiz”
“İnmenin Önemi” başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Hadiye Şirin de inmeye ilişkin şunları söyledi: “İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ortak bir çalışma yaparak inmeyi önlemek ve inme geçiren kişiler için nerelere başvurulması gerektiğini anlatmak için organizasyon düzenlendik. İnme, ölüme ve özürlülüğe neden olan bir hastalıktır. Birinci amacımız inmeyi önlemek. İnme, yaşam koşulları düzgün hale getirilirse önlenebilir. İnme geçirildiğinde yanlış yöntemlerle zaman kaybedilebiliyor. İnme olduğu anda saniyeler içinde harekete geçmeli ve 112 aranarak sağlık kurumuna başvurulmalı. Eğer erken dönemde hastaneye başvurulursa hastanın özürlülüğünü azaltma ve hayata döndürme şansı var.”

“İnmeyi yüzde 80 oranında önleyebiliriz” 
İnme hastalığına karşı şeker, tansiyon, kalp hastalığı, yağ yüksekliği gibi hastalıkların saptanıp tedavilerinin yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Şirin, “Yaşam biçimi değişikliği en önemli önleyici davranıştır. Sigarayı bırakmak, hareketsizliği önlemek, kiloyla mücadele etmek, sağlıklı beslenmek ve alkolü aşırı kullanmamak birçok hastalığın önlenmesi için herkesin uyması gereken unsurlar. Belli aralıklarla tansiyon ve şeker ölçtürerek, kilo artışına bakarak ve problem varsa hekime giderek inmeyi yüzde 80 oranında önleyebiliriz” bilgisini verdi.

“Öğrendiklerimi tatlıyı çok seven eşime aktaracağım”
Seminere katılan 68 yaşındaki Semiha Pala, “Tansiyon ilacı kullanıyorum, yağlı ve tuzlu yiyecekler yemiyorum, sinirlenmiyorum. Dedem ve annem inme geçirmişti. Çok zor bir hastalık. Yediklerimize dikkat etmemiz lazım ve düzenli olarak doktora gitmemiz gerekiyor. Sağlık çok önemli. Bu etkinlikler faydalı oluyor. Biz de bilgi edinmek için geldik. Öğrendiklerimi akrabalarıma, ablama, eşime söyleyeceğim. Çünkü eşim tatlı yemeyi çok seviyor” dedi. 

“Stres yapmıyorum”
77 yaşındaki Fehime Göz, “Dünya İnme Farkındalık Günü’nde bilgiler edinmeye geldik. Benim tansiyonum yüksek, bu yüzden ilaç alıyorum. Yiyeceklerime dikkat ediyorum, sağlıklı besleniyorum. Sakin bir insanım, stres yapmıyorum. Bu tür etkinlikler bizim için çok faydalı” ifadelerini kullandı.

“Sağlıklı yaşamaya çalışıyorum”
76 yaşındaki Ali Turan ise “İnme hastalığının yapısını öğrenmek ve bu öğrendiğim bilgileri etrafıma yaymak için etkinliğe geldim. Sağlıklı yaşamaya çalışıyorum, Sağlıklı Yaş Alma ve Dayanışma Merkezi’ne gidiyorum, yürüyüş yapıyorum. Her yıl bilgilendirme konferanslarına giderim” diye konuştu. 

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/hayati-degistiren-bilgiler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/hayati-degistiren-bilgiler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/hayati-degistiren-bilgiler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/hayati-degistiren-bilgiler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/hayati-degistiren-bilgiler/6069/</link>
			<pubDate>Thu, 31 Oct 2024 11:32:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yangın Tatbikatı</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, personelinin acil durumlara karşı hazırlıklı olması için Kültürpark’taki hizmet birimlerinde yangın tatbikatı düzenledi. Heyecanlı anlara sahne olan tatbikatta yaklaşık 3 bin personel itfaiye ekiplerince yapay duman verildikten sonra yangın sirenlerinin çalmasıyla birlikte binadan tahliye edildi.  ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Şube Müdürlüğü ile İtfaiye Dairesi Başkanlığı Kültürpark’taki hizmet birimlerinde yangın tatbikatı düzenledi. Birimlerde çalışan yaklaşık 3 bin personel olası yangın ve deprem gibi acil durumlarda, neler yapılması gerektiği konusunda bilinçlendirildi. Tatbikat, sirenlerin çalmasıyla başladı. Sis makineleriyle yapay duman üretilen binada personel güvenli bir şekilde dışarı çıkarıldı. Engelli, hamile veya kronik rahatsızlığı olan risk grubundaki çalışanlar da acil durumlar için önceden belirlenmiş refakatçileri eşliğinde binayı terk etti. Çalışanlar, alana çekilen güvenlik şeridinin arkasına alındı. Senaryo gereği dumandan etkilenen bazı çalışanlar, İtfaiye Dairesi Başkanlığı’na bağlı paramedikler tarafından sedyeyle çıkarılarak, 112 Acil Kurtarma Sağlık (AKS) ambulansına bindirildi. Merdivenli bir itfaiye aracı da çatıdaki yangına müdahale anını canlandırdı. Tatbikat, itfaiye ekiplerinin senaryo gereği yangına müdahalesiyle sona erdi. 





 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/yangin-tatbikati.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/yangin-tatbikati.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/yangin-tatbikati_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/10/yangin-tatbikati.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/yangin-tatbikati/6059/</link>
			<pubDate>Fri, 25 Oct 2024 10:35:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyükşehir çalışanları güvenli ellerde </title>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin ilk kamu Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB) olarak 2011’den bu yana hizmet veren İZELMAN OSGB, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde iş kazalarını en aza indirmek için çeşitli risk gruplarında çalışanlara yönelik eğitimlerini sürdürüyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İş Sağlığı ve Güvenliği kapsamında yapılan Yüksekte Çalışma Eğitimi de 3-4 Temmuz tarihlerinde yüksekte çalışan Büyükşehir personeline verildi.  

İş Sağlığı ve Güvenliği hizmetlerinin tek bir merkezden planlanması, denetlenmesi, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması hedefiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraklerine hizmet vermeye başlayan İZELMAN OSGB, toplamda 17 bin çalışanın İş Sağlığı ve Güvenliği hizmetlerini yerine getiriyor. Bu eğitimlerden biri olan Yüksekte Çalışma Eğitimi ise 3-4 Temmuz tarihlerinde verildi. Çalışanların güvenli bir şekilde yüksekte iş yapabilmeleri için gereken bilgi, beceri ve davranışları içeren eğitimlerde, yüksekte çalışmanın riskleri, iş için gerekli ekipmanların doğru kullanımı, acil durumda ne yapılması gerektiği gibi hayati öneme sahip bilgiler aktarıldı. İş Güvenliği Uzmanları Gamze Göktan ve Çağrı Kadir Onay tarafından verilen eğitimler, asansör bakım onarım işleri, ağaç budama, çatı bakım onarım gibi yüksekte çalışan risk grubundaki personele yönelik düzenleniyor. Eğitimlere, işyeri hekimlerinin muayenesi sonucu yüksekte çalışmaya uygun bulunan personel katılabiliyor. 

“Önce riskleri belirliyoruz”
Eğitimler hakkında bilgi veren İş Güvenliği Uzmanı Gamze Göktan, “Bu eğitimlerle çalışanları bilinçlendirmeyi amaçlıyoruz. Yüksekte çalışırken sadece emniyet kemerini takmak, güvenliği sağlamak anlamına gelmiyor. Çalışılan alanda rüzgâr tehlikesi, kayma, düşme riski gibi birçok faktör var. Önce çalışma ortamındaki riskleri belirleyip personele anlatmaya çalışıyoruz. Ardından alınması gereken önlemler ve çalışırken nasıl davranılması gerektiği konusunda bilinçlendirme yapıyoruz. Bu eğitimleri tekrar ettikçe katılımcıların bilgileri taze kalıyor” dedi. 

Teorik ve pratik eğitim
İş Güvenliği Uzmanı Çağrı Kadir Onay da “Yüksekte Çalışma eğitimi, aslında her personel için önemli. Çünkü belirli bir seviye farkı bulunan ve düşüldüğünde yaralanma ihtimali olan her iş, yüksekte çalışmadır. Bunun için çalışırken önlem almamız gerekiyor. Çalışanları daha bilinçli hale getirmek için bu eğitimlerimiz devam ediyor. Hem teorik hem de pratik eğitimler çok önemli. Pratik eğitimler, verilen bilgilerin daha kalıcı olmasını sağlıyor” bilgisini verdi. 

“Dikkatli çalışmaya devam edeceğiz”
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde asansör bakım onarım işleri alanında çalışan Yasin Dalgıç, “Yüksekte çalışmak düşme, sakatlanma ve yaralanma ihtimalini artırıyor. Bu eğitimler bize çok faydalı oluyor. Bilgilerimizi tazeliyoruz. Kurallara uyarak daha dikkatli olmaya devam edeceğiz” dedi. Çağrı Çam isimli personel ise “Yüksekte çalışırken kemer takmanın ve diğer aparatların kullanımının ne kadar önemli olduğunu, bu eğitimle bir kez daha öğrendik. Yüksekte çalışırken kazanın meydana gelmesi, telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir” diye konuştu.
İZELMAN AŞ 6331 sayılı yasa gereği çalışanlarına düzenli olarak işyeri tehlike sınıfına göre temel iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri de veriyor. Az tehlikeli işyeri sınıfındaki personeline 3 yılda bir 8 saat, tehlikeli işyeri sınıfındaki personeline 2 yılda bir 12 saat, çok tehlikeli işyeri sınıfındaki personeline de her yıl 16 saat temel iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri düzenliyor. 







 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-calisanlari-guvenli-ellerde.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-calisanlari-guvenli-ellerde.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-calisanlari-guvenli-ellerde_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-calisanlari-guvenli-ellerde.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/buyuksehir-calisanlari-guvenli-ellerde/5964/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jul 2024 12:48:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Büyükşehir'den Hijyenik Ped Desteği</title>
			<description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadın Danışma Merkezi ve Anahtar Bütüncül Hizmet Merkezi'nden hizmet alan maddi imkanları sınırlı genç kadınlara 3 aylık hijyenik ped desteği sağlıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Proje kapsamında, vatandaşlar da Askıda Ped uygulamasına katılarak hijyenik ürünlere erişemeyen kadınlara destek olabiliyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğü bünyesindeki Kadın Danışma Merkezi ve Anahtar Bütüncül Hizmet Merkezi'nden danışmanlık, hukuki destek ve eğitim hizmeti alan 18-35 yaşları arasında ve maddi imkanları sınırlı genç kadınlara 3 aylık hijyenik ped desteği sağlanıyor. Hayata Destek Derneği ve Beije markası iş birliğiyle yapılan proje kapsamında kadınlar, 3 aylık özel destek paketlerine kadın danışma merkezlerinden ücretsiz olarak ulaşabiliyor.

Askıda Ped uygulaması
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin genç kadınlar için oluşturduğu projeyi vatandaşlar da destekleyebiliyor. Buna göre Beije markasının "Askıda Ped" uygulamasına katılan yurttaşlar, hijyenik ürünlere erişemeyen kadınlara destek olarak dayanışmanın parçası oluyor.


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-den-hijyenik-ped-destegi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-den-hijyenik-ped-destegi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-den-hijyenik-ped-destegi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/buyuksehir-den-hijyenik-ped-destegi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/buyuksehir-den-hijyenik-ped-destegi/5957/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jul 2024 13:48:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İzmir, Sağlık Turizminde farkını Ortaya Koyacak</title>
			<description><![CDATA[Sağlık Turizminin Parlayan Yıldızı İzmir Zirvesi’nde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay Açıklamalarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Batı Anadolu Sağlık Turizmi Derneği tarafından düzenlenen Sağlık Turizminin Parlayan Yıldızı İzmir Zirvesi başladı. Tarihi Havagazı Fabrikası Gençlik Yerleşkesi’nde düzenlenen zirveye İzmir Valisi Süleyman Elban, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Batı Anadolu Sağlık Turizmi Derneği Onursal Başkanı Tuncer Kelleci ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Zirvenin açılış konuşmasını yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “Biz, İzmir’iz. Her olayda olduğumuz gibi sağlık turizminde de farkımızı ortaya koymalıyız. En kaliteli hizmeti, bilimsel ve etik bir çerçevede sunma sorumluluğumuz önceliğimiz. Bu nedenle, bu toplantılarda sektörün ne kadar ve nasıl büyüyeceği, görünürlüğünün nasıl artırılacağı kadar, zor konuları da konuşabilmeliyiz” diye konuştu. 
“Her türlü çalışmada yer alacağız”
İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı  olduğunu hatırlatan Okyay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanımız Dr. Cemil Tugay, iki konuya çok önem veriyor. Bunlardan ilki, İzmirli gençlerin bu topraklarda işini, aşını bulması çalışmalarına öncülük etmek, diğeri de İzmir’in sağlığını, insan, hayvan ve ekosistemi ile tek sağlık şemsiyesi altında yapılandırmak. Başkanımız yerel seçim sonrası bir başka seçimle Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı da oldu. Orada da ilk andan itibaren sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekti. Bunların hepimiz için önemli ve öncelikli olduğunu biliyorum. İzmir’imiz,  coğrafi  olarak  stratejik  konumu,  ulaşım  kolaylıkları,  tarihi  gü ellikleri, termal  kaynakları, zengin  sağlık  altyapısı, uluslararası  düzeyde  sağlık  işletmeleri,  nitelikli sağlık personeli ve destekleyici diğer kaynakları sağlık turizminde önemli bir konumundadır. Bu toplantının, kentimizin potansiyelin nasıl daha iyi kullanılacağı ile ilgili iyileştirmeler ve yeni yaklaşımların geliştirilmesinde önemini İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak biliyoruz. Bu nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak İzmir sağlık turizmi sektörünün görünür kılınmasında, destinasyon olarak imajının güçlenmesinde, markalaşmasında her türlü çalışmada yer alacağımız muhakkaktır. Birlikte çalışacağız” sözlerine yer verdi. 

Etik vurgusu
Etik konuların sağlık turizminin en çok çalışılan alanlarından biri olduğunu kaydeden Okyay, meslek etiği ile ilgili durumların da konuşulması gerektiğini belirtti. Sağlık turizminin potansiyel biyogüvenlik riskleri üzerine de değerlendirmede bulunan Okyay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların çok farklı sağlık kurumlarını dolaşmış olma olasılıkları yüksek. Pandemi ile dünyamızın bir yerinde oluşan sağlık sorununun nasıl küreselleşebildiğini gördük. Yerel ekonomimizin kalkınmamıza katkılarını konuşurken, toplum sağlığı ve çevre üzerine olan risklerini de konuşmalıyız. Ancak bildiğimiz, ortaya koyduğumuz riskleri, yönetebiliriz. Biz İzmir’iz. Asklepionların ana vatanı, şifanın yurduyuz. Elbette, yetişmiş insan gücümüz, gelişmiş alt yapımız ile şifa arayan insanlara el uzatmalı, daha da iyisi, insanların sağlıklı bir yaşam sürmelerine, yaşam kalitelerine katkı vermeliyiz. Kaliteli, bilimsel ve etik ilkelere dayalı bir hizmet anlayışı ile örnek olmalıyız.”

“Her anlamda değer katmanın aracı olmalı”
“Sağlık  turizmi genellikle yaz aylarına özgü  sezonluk  olarak  düşünülen  turizm  faaliyetlerinden  ayrışarak  tesislerin  daha  verimli kullanılması ile kente başlı başına katkı sağlar” diyen Okyay, sağlık turizminin kente ve kentliye sadece ekonomik değil, her anlamda değer katmanın da bir aracı olması gerektiğini vurguladı. Sağlık turizmi ile artan tıbbi bilgiyi, yeni teknoloji kullanımını, akreditasyon süreçleri ile kazanılan kaliteli alt yapıyı yurdun insanlarına da ulaştırmak gerektiğinin altını çizen Okyay, “Örneğin, yaşlı sağlığı çalışmaları bu konuda bir öncü olacaktır. Burada kazandığımız pratikler sağlık sistemimizin gelişmesine de katkı verecek, gelecek dönemdeki demografik dayanaklılık çalışmalarına örnek olabilecektir” ifadelerini kullandı. 

Zirve kapsamında Türkiye’de Sağlık Turizminin Bugünü ve Yarını, Sağlık Turizminin Parlayan Yıldızı İzmir, Sağlık Turizminin Paydaşlarına Sağladığı Faydalar başlıklı paneller düzenlendi. 

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/izmir-saglik-turizminde-farkini-ortaya-koyacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/izmir-saglik-turizminde-farkini-ortaya-koyacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/izmir-saglik-turizminde-farkini-ortaya-koyacak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/07/izmir-saglik-turizminde-farkini-ortaya-koyacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/izmir-saglik-turizminde-farkini-ortaya-koyacak/5948/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jul 2024 12:28:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bahar mevsiminde astım hastalarına 10 kritik uyarı! </title>
			<description><![CDATA[Astım tüm yaş gruplarında görülen en yaygın kronik hastalıklardan biri. Dünya genelinde 300 milyonun, ülkemizde de 7 milyonun üzerinde astım hastası olduğu belirtiliyor. Üstelik astımın görülme sıklığı günümüzde giderek artıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tek belirtisi ‘öksürük’ olabiliyor!   

Astım, hava yollarının mikrobik olmayan iltihabı (enflamasyon) nedeniyle gelişen, hava yollarının daralmasıyla karakterize ve krizler halinde seyreden bir hastalık.  Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda hastada hiçbir belirti ve anormal muayene bulgusu olmuyor. Nefes darlığı ve hışıltılı solunum, astımın en sık görülen belirtilerini oluşturuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, bu yakınmaların yanı sıra öksürük, göğüste baskı ile kaşıntı hissi gibi belirtiler de  görülebildiğini vurgulayarak, “Alerjik astımı olan hastalarda  genellikle alerjik nezle ve sinüzit de bulunabildiği için bu şikayetlere ayrıca arka arkaya defalarca kez hapşırık, burun ve geniz kalıntısı ile su gibi burun akıntısı da eşlik eder” diyor.  Dr. Süha Alzafer, bazı astım türlerinde ise nefes darlığı olmadan sadece uzun süren öksürük gelişebileceğine de işaret ediyor.

En yaygın nedeni ‘alerjik bünye’   

Astıma pek çok etken neden olabiliyor. En sık görülen sebebi ise alerjik bir bünyeye sahip olmak. Hastaların büyük çoğunluğu alerjiden dolayı astıma yakalanıyorlar. Ancak alerjiye bağlı olmayan astım türleri de mevcut. Örneğin bazı meslekler, solunum yoluyla maruziyet oluşturarak, alerjik olmayan mesleki astıma yol açabiliyor. Yine bir başka astım türü sadece egzersiz yapıldığında ortaya çıkan ve egzersizin tetiklediği astım oluyor. Dr. Süha Alzafer, astım ataklarını tetikleyen faktörleri, ‘Polenler, ev tozu akarları, bazı hayvanlar (kedi, köpek, kuş gibi), sigara dumanı, küf mantarları, hava kirliliği, soğuk hava, solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, reflü, asetil salisilik asit ve beta bloker gibi ilaçlar, bazı besinler, özellikle kırsal alanda rastlanılan ev içi duman maruziyeti’ olarak sıralıyor.

Tedavi edilebilen bir hastalık, ancak… 

Astım tedavi edilebilen bir hastalık.  Temel hedef ise atakları kontrol altında tutmak. Astımın tedavisi ‘kronik tedavi’ ve ‘astım atağının tedavisi’ şeklinde 2’ye ayrılıyor. Kronik tedavide, hastanın hava yollarının çeperindeki enflamasyonun tedavisi için halk arasında ‘sprey’ veya ‘fıs fıs’ olarak bilinen inhaler ilaçlar kullanılıyor. Bazı alerjik astım hastalarında immünoterapi de fayda sağlıyor. Astım krizi esnasında bu ilaçlara havayolu spazmını tedavi edecek inhaler ilaçlar da ekleniyor. Kriz boyunca ilaçlar genellikle nebülizatör denilen aletler ile veriliyor. Bazen kortizon kullanmak da gerekebiliyor.  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, astımın tedavisinden etkin sonuç alınmasında düzenli ilaç kullanımının son derece önemli olduğu uyarısında  bulunarak, “Hasta, herhangi bir  yakınması olmasa bile ilaçlarını mutlaka hekiminin önerdiği süre ve  dozda kullanmalı, ‘yakınmam yok’ diyerek kendiliğinden bırakmamalı. Aksi halde zaman içinde astım hastalığı kronikleşebilir. Dolayısıyla kriz olmadığı zamanlarda da sürekli solunumsal yakınmaları olan bir hastaya dönüşebilir” diye konuşuyor. 

 

Astım ataklarına karşı 10 bahar önerisi!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Süha Alzafer, astım hastalarının bahar aylarında dikkat etmeleri gereken önemli kuralları şöyle özetliyor: 


	Ormanlık alanlardan uzak durun
	Dış ortamdan eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirerek duş alın 
	Evinizin pencerelerini ve araç camlarını olabildiğince kapalı tutun
	Evde ve arabada polen filtreli klimaları tercih edin
	Çamaşırlarınızı kapalı ortamlarda kurutun
	Dışarıya çıktığınızda gözlük ve şapka kullanın
	Her gün bol su içmeye özen gösterin
	Sigara kullanmayın, içilen ortamdan uzak durun 
	Olabildiğince dumansız, temiz hava solumaya dikkat edin
	Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korunun

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/05/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/05/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/05/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/05/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/bahar-mevsiminde-astim-hastalarina-10-kritik-uyari/5939/</link>
			<pubDate>Tue, 07 May 2024 10:37:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diyetisyenden Sağlıklı Bayram Tatlısı tarifi…</title>
			<description><![CDATA[Sütlüsünden şerbetlisine bayram ikramlarının baş tacı olan tatlılara çoğu kez karşı koymak mümkün olamıyor ancak ölçüyü kaçırmamak şart! Zira “Bayramda tatlı yemeyecek miyim!” diyerek gerek ikramlarda gerekse evde sık sık ‘tatlı kaçamaklar’ yapmak bayramınızı zehir edebileceği gibi, kısa ve uzun vadede sağlık sorunlarına da zemin hazırlayabiliyor! ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
	Şerbetli tatlılardan kaçının!


 

Şerbetli tatlılaryoğun şeker içeriği ile en yoğun kalorili ve sağlıksız sayabileceğimiz tatlılardandır. Hem şerbet kısmı hem de unlu ya da yağlı içeriği ile karbonhidratı ve kalorisinin çok yüksek olmasının yanı sıra besin değeri oldukça düşüktür. Bu nedenle şerbetli tatlılar yerine besin değeri olan ve şeker oranı düşük seçenekleri seçmekte fayda var.

 


	Meyve ile tatlandırılmış tatlıları seçin


 

Meyve şekeri olarak bildiğimiz fruktozun da fazlasının karaciğer yağlanması ya da obeziteye neden olabileceği bilinmektedir. Ancak kontrollü şekilde tükettiğinizde içeriğindeki posa ve vitamin gibi besleyici ögeler sayesinde sağlıklı bir tatlı seçeneği oluşturabilirler. Meyveli muhallebiler,meyve topları gibi tatlılar ağzınızı tatlandırırken sağlığınızdan olmanızı engelleyebilir.

 


	Yemeğin hemen sonrasında tüketeceksiniz dikkat!


 

Tatlıları yemeğin hemen üzerine tüketecekseniz o öğünde tükettiğiniz diğer karbonhidratları azalttığınızdan ve salata, sebze gibi posalı bir yemek yediğinizden emin olun. Böylece şekerin kana karışma hızı düşer ve kan şekerinizi çok daha yavaş yükseltir. Ancak o öğünde pirinç, ekmek, patates gibi karbonhidratların yoğun olduğu besinlerin üzerine tatlı tüketmek kan şekerini oldukça yükseltir ve yağlanmaya neden olur. Ayrıca kan şeker regülasyonu olmayan kişilerde bu durum ciddi şeker yükselmeleri ile kendini gösterebilir.

 


	Sütlü tatlıları tercih edin


 

Sütlü tatlılar sütün doğasında bulunan protein ve yağ sayesinde tatlıda kullanılan şekerin kana çok daha yavaş karışmasını sağlayarak kan şekerinin ani yükselmesini engeller. Sütlü tatlı tükettiğinizde şerbetli tatlı tüketimine göre kan şekerinizdeki ani dalgalanmalar önlenir, iştahınız çok daha dengede kalır ve kilo kontrolüne de yardımcı olur. 

 


	Aç karna tatlı tercih etmeyin


 

Aç karna kan şekeri düşük olduğu için daha fazla tatlı tüketilebilir. Bu da kan şekerinde ani yükseliş ve akabinde hızlı bir düşüşe  neden olurken vücudun yağlanmasına yol açar. Ayrıca iştah kontrolünü bozarak hızlı acıkmalara veya tekrar tatlı isteklerine neden olabilir. Bu nedenle tatlı tüketimini hafif tok karna veya posalı öğünlerle birlikte tercih etmekte fayda var.   

 


	Sık ‘kaçamak’ yapmayın!


 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Her ne kadar sağlıklı veya hafif bir tatlı tercih edilmiş de olsa tatlıları sık tüketmek içeriğindeki şekere sık maruz kalınmasından ötürü kan şeker regülasyonunu bozabilir, yağlanmaya ve uzun vadede diyabet, kalp damar hastalıkları gibi istenmeyen sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle tatlı tüketim sıklığı haftada bir-iki defayı aşmayacak şekilde organize edilmeli. Bayramdada ikram edilen tatlıları  ‘tatlı bir dille’ kısıtlayarak miktar ve sıklığına dikkat etmelisiniz” diyor.

 


	Ev yapımı tatlıları tercih edin


 

Hazır tatlılar lezzeti üst düzeyde tutabilmek amacıyla çok daha fazla şeker veya yağ içerebilmekte. Bu nedenle tatlılar evde yapıldığında içeriğinde kullanılan şeker, yağ gibi malzemeler çok daha kontrollü kullanılabileceğinden daha hafif bir tatlı elde etmek mümkün. Evde yapılan tatlıları süt, ceviz, meyve gibi besinlerden oluşturmak ve şeker eklemeden ya da çok az şeker ilave ederek yapmak tatlı tüketimi ile ilgili riskleri minimize edecektir.

Sağlıklı Bayram Tatlısı Tarifi

Kuru incir dolması

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayramda misafirlerinize ikram edebileceğiniz ve aşırıya kaçmamak şartıyla tüketerek tatlı ihtiyacınızı sağlıklı bir şekilde karşılayabileceğiniz Kuru İncir Dolması tarifi verdi; 

15 adet kuru inciri sıcak suda bekletin. Sonrasında uçlarını kesin ve içlerine ceviz doldurun. Ayrı bir yerde 1 su bardağı süte yarım çay bardağı elma suyu konsantresi  karıştırın ve incirlerin üzerine ilave edin. Fırında sütü çekene kadar pişirin ve sonrasında üzerine toz tarçın ekleyerek servis edin. Kişi başı 1-2 tane tüketmek uygun olacaktır.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/diyetisyenden-saglikli-bayram-tatlisi-tarifi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/diyetisyenden-saglikli-bayram-tatlisi-tarifi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/diyetisyenden-saglikli-bayram-tatlisi-tarifi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/diyetisyenden-saglikli-bayram-tatlisi-tarifi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/diyetisyenden-saglikli-bayram-tatlisi-tarifi/5936/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Apr 2024 14:43:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>YENİDOĞAN BAKIMINDA EN SIK SORULAN 12 SORU!</title>
			<description><![CDATA[Şüphesiz aylardır büyük bir özenle karnınızda taşıdığınız bebeğinizi sağ salim dünyaya getirebilmek için kah endişelendiniz kah neye benzeyeceğinin, nasıl ses çıkaracağının hatta nasıl hissedeceğinin hayalini kurdunuz.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SORU: Bebeğimin ne kadar ağlaması normaldir?

CEVAP: Amerikan Pediatri Akademisi'ne göre yenidoğanların günde bir-dört saat ağlaması normaldir. Bebekler iletişim kurmanın bir yolu olarak ağlarlar; aç, rahatsız, uykulu olabilirler veya bezi kirlenmiş olabilir. Zamanla bebeğinizin ağlama biçiminden ne anlatmaya çalıştığını çözebileceksiniz. Ancak yoğun şekilde ağlıyorsa, kolik ya da başka bir nedenden kaynaklanmadığını netleştirmek için doktorunuza danışabilirsiniz. 

 

SORU: Yeni doğmuş bir bebek ne kadar uyumalı?

CEVAP: Yenidoğanlar günde toplam 16-17 saat uyurlar ancak bir seferde yalnızca 1-3 saat kesintisiz uyuyabilirler. Her bebeğin uyku ihtiyacı farklılık gösterir. Bazı bebekler nispeten hızlı bir şekilde uyanıp tekrar uykuya dalarken, diğerleri daha fazla ilgi isteyebilir veya bir sonraki uykuya daha fazla zaman ayırabilir. Bebeğinizin beşiğinde sırt üstü yatması, gevşek oyuncaklar veya yatak takımları olmadan güvenli bir ortamda uyumaları önemlidir. 

 

SORU: Yeni doğan bebeğimi nasıl ve ne kadar beslemeliyim?

CEVAP: Dr. Muhammet Ali Mutlu “Yeni doğan bebeklerin kimisi gün boyunca sık sık, kimisi de uzun aralıklarla emmeyi severler. Ancak yenidoğanların çoğu, her iki-üç saatte bir beslenmek isteyecektir. Yapılan çalışmalar; bebeklerin ilk birkaç gün bir seferde 15-30 ml, ilerleyen günlerde her beslenmede 60 ml,  ikinci haftada 90 ml kadar içebildiğini gösteriyor. Besin ihtiyacı her ay muhtemelen ilave 30 ml artacaktır” diyor.  

 

SORU: Bebeğimin kusması normal midir?

CEVAP: Bebeklerde beslenme sonrası hafif kusma olabilir ancak bunun sık olmasını engellemek için; aşırı beslemekten kaçının, daha az miktarda daha sık beslemeyi deneyin. Düzenli olarak gaz çıkarmasını sağlayın. Yemek sonrası bebeğinizi dik tutun. Bebeğinizin beslenme alışkanlıklarını ve diyetini gözden geçirmek için çocuk doktorunuza danışın. 

 

SORU: Yeterli sütüm olmuyorsa mama kullanmam doğru mudur?

 

CEVAP: Dr. Mutlu “Sütünüz yeterli olmuyorsa mama takviyesi yapmanızda bir sakınca yoktur ancak öncelikle aklınızda bulundurmanız gereken birkaç şey vardır: Mamaya geçmeden önce bebeğinizi mutlaka anne sütüyle beslemeye başlayın, sütünüz olmuyor diye düşünerek emzirmekten hemen vazgeçmeyin. Anne sütü bebeğiniz için eşsiz bir besindir. Bu konuda doktorunuzla mutlaka bağlantı kurun, doktorunuz anne sütünüzü artırmanıza yardımcı olacak rehberlik ve yöntemleri size anlatacaktır” diyor.

 

SORU: Bebeğimin yeterince beslendiğini nasıl anlarım?

 

CEVAP: Bebeğinizin aç olduğunun işaretleri arasında; ellerini ağzına götürmesi, başlarını memeye veya biberona çevirmesi; dudaklarını büzmesi veya yalaması ve ellerini sıkması yer alır. Bebeğinizin doyduğunun işaretleriyse; ağzını kapatması, başlarını memeden veya biberondan uzaklaştırmak istemesi, ellerini gevşetmesi ve bezlerinin ıslak olmasıdır. Çocuk doktorunuz yeterli beslendiğinden emin olmak için bebeğinizin büyümesini izleyecektir.

 

SORU: Bebeğimi beslenmesi için uyandırmalı mıyım?

 

CEVAP: Pek çok ebeveyn uyuyan bir bebeği uyandırmakta tereddüt edebiliyor. Yenidoğanlar genellikle beslenme için kendi başlarına uyanırlar ama eğer bebeğiniz birkaç saattir uyuyorsa, beslenme ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmak için onu emzirmek üzere uyandırmalısınız. Uyuyan bir bebeği uyandırmak verimsiz görünse de, yeterince beslenmesini sağlamak kısa ve uzun vadede onlara yardımcı olacaktır.

 

SORU: Bebeğimin dışkılaması ve idrar çıkarması nasıl olmalıdır?

 

CEVAP: Yeni doğan bebeğinizin dışkısı ilk hafta siyahtan koyu yeşile/sarıya dönecektir. Bağırsak hareketleri anne sütü veya mamayla beslenmesine bağlı olarak değişebilir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde genellikle beyazımsı parçacıklar içeren sarı, daha ince kakalar olur. Mamayla beslenenlerde ise sarı/ ten rengi ve kıvamlı görünebilir. Ancak bebeğinizin dışkısı kırmızı ya da beyaz olmamalıdır. İlk birkaç günden sonra bebeğiniz daha tutarlı bir beslenme programına geçtiğinde her gün muhtemelen 8-12 arası ıslak bezi olacaktır.

 

SORU: Günde kaç kez kaka yapması gerekir?

 

CEVAP: Bebeğinizin kaka yapma sıklığı anne sütüne ya da mamaya bağlı olarak da değişebilir. İlk başta birçok bebek her beslenmeden sonra kaka yapar. Birkaç hafta sonra mama kullanan bir bebeğin günde yaklaşık bir kez kaka yapması gerekir. Anne sütüyle beslenen bebekler, anne sütünde daha az atık olduğu için günde bir veya daha az sıklıkta kaka yapabilirler ki bu onların kabız oldukları anlamına gelmez. Ancak bebeğiniz aşırı telaşlıysa, kaka yapma sayısında ani değişiklikler varsa, daha sık kusuyorsa, dışkısı sertse veya kaka yapmakta zorlanıyorsa kabız olabilir. Bebeğinizin bağırsak hareketini rahatlatmaya yardımcı olacak en güvenli yöntemler için çocuk doktorunuza başvurun.

 

SORU: Pişikleri önlemek için krem/merhem kullanmalı mıyım?

CEVAP: Bebek bezi döküntüsü ebeveynler arasında yaygın bir şikayettir ve bunun nasıl önleneceği çocuk doktorunun muayenehanesinde sıklıkla sorulan bir sorudur. Bebek bezi bölgesindeki pişiklerin önlenmesine yardımcı olmak için idrar ve dışkının bebeğinizin cildiyle temas ettiği süreyi sınırlamak önemlidir. Yüksek emiciliğe sahip bebek bezlerini hedefleyin, bezi sık sık değiştirin ve değiştirirken /alkolsüz mendil ya da sabun kullanmadan ılık su ile yumuşak bir temizleme pamuğu/bezi kullanın. Bebeğinizde oluşan pişik türlerine göre çocuk doktorunuz size krem/merhem türleri konusunda tavsiyede bulunacaktır.

 

SORU: Bebeğimi ne sıklıkla yıkamalıyım?

CEVAP: Bebeğinizi haftada yaklaşık üç kez yumuşak, kokusuz bir sabun veya katkı maddesi içermeyen yumuşak bir temizleyici kullanarak yıkamalısınız. Bazen sadece suyla kısa bir süre ıslatmak çocuğun sakinleşmesine yardımcı olabilir ve sabun her zaman gerekli değildir. Her zaman bebek küveti kullandığınızdan, bebeği asla gözetimsiz bırakmadığınızdan ve su sıcaklığının vücut sıcaklığı civarında olduğundan emin olun.

 

SORU: Bebeğimi halka açık yerlere çıkarmaya ne zaman başlayabilirim?

CEVAP: Dr. Mutlu “Bebeğinizi halka açık yerlere çıkarma konusunda katı kurallar olmasa da genel fikir birliği, bebeğinizin ilk aşılarını olduktan sonra yani yaklaşık 2 ila 3 aylık olduğunda çıkarmanın daha güvenli olduğu yönündedir. Ancak bu, bebeğinizin ve ailenizin sağlık koşulları, çocuk doktorunuzun özel yönlendirmeleri, mevcut sağlık önerileri ve yerel bir salgın olup olmadığı gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebilir” diyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/04/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/yenidogan-bakiminda-en-sik-sorulan-12-soru/5934/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 10:19:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hurafelerle bebeğinizin ve kendinizin sağlığını riske atmayın!</title>
			<description><![CDATA[Minik yavrusunu kucağına almak için gün sayan anne adayları hamilelikte ortaya çıkabilen gebelik diyabeti karşısında paniğe kapılabiliyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tedavi edilmeyen gebelik diyabeti bebeği ve annenin sağlığını riske atar!
Gebelik diyabetinde annenin fizyonomisi bozulabilir, doğum öncesi ve doğumu sorunlu geçebilir. Kanama tedavisine, çeşitli müdahalelere, aletli doğuma (vakum) veya sezaryene gerek olabilir. Bebek doğumda yaralanmalara maruz kalabilir ve doğduktan hemen sonra düşük şeker komasına girebilir. Elektrolit dengesi bozukluğu, sarılık uzaması, kuvöz gereksinimi gibi risklere maruz kalabilir. Annesinin düşüremediği şeker düzeyini kendi pankreası ile düzeltmeye çalışan bu bebekler ileriki yaşamlarında diyabet hastalığına aday olurlar. 

 Gebelikte ‘gestasyonel diyabet’ risk faktörlerine dikkat!

Gebelikte fazla kilo alımı, bebeğin beklenenden daha fazla kilolu olması, amniyon sıvısının fazlalığı ve anne adayının ailesinde veya kendi gebelik geçmişinde iri bebek doğumu, diyabet, insülin direnci gibi sorunların bulunması risk faktörleridir. 

 Gebelik diyabetini kontrol altında tutmak için!

Gestasyonel diyabeti önlemek veya kontrol altında tutmak için sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek çok önemlidir. Gebelik diyabetinde temel prensip kalori dengesinin sağlanmasıdır. Alınan ve harcanan kalori kişiye ve gebeliğe özgü olmalıdır. Yemek porsiyonları fazla ise azaltılmalı, gün içine yayılmalı, aç kalınmamasına dikkat edilmelidir. Karbonhidrattan zengin gıdalar azaltılırken protein ve yağ gereksinimi en uygun seviyede tutulmalıdır. Günlük aktivite az ise artırılmalı, gebelik egzersizleri ve yürüyüşler ihmal edilmemelidir. 

 Gebelik diyabetini yönetmek mümkün!

Özellikle beslenmenin düzene sokulması, günlük kalori alımının gebelik haftasına, annenin çalışma şartlarına ve kilosuna göre ayarlanması önemlidir. Hem diyet hem de egzersiz programı belirlenmeli ve buna uyulmalıdır. Gerektiğinde günlük veya haftalık kan şeker düzeyi izlemleri yapılmalıdır. Aylık yerine yüz yüze olmasa da haftalık hekim ve/veya diyet uzmanı ile görüşmeler yapılmalı, haberleşilmelidir. Önemli olan bu tavsiyelere belirli bir disiplin içinde uyulmasıdır. Takipler aksatılmamalıdır. Gebelikte kan şeker düzeyi normal sınırlarda tutulabilirse doğumda görülebilecek riskler de en aza indirilmiş olur. 

 Tıbbi tedavi gerekirse mutlaka yapılmalıdır!

Gebelik diyabeti tanısı kesinleştikten sonra diyet ve egzersiz programları sorunu düzeltemiyorsa tıbbi tedaviye geçilmelidir. İlk seçenek doğum hekimi gözetiminde yeterli dozda ilaç kullanımıdır. Bu üçlü yaklaşımdan alınacak sonuç kan şeker düzeyi ve bebek gelişimi ile takip edilir ve karşılaştırılır. Sorunda düzelme yoksa endokrinolog veya perinatolog gözetiminde insülin tedavisine geçilmelidir. Gebelik diyabetinin sonraki gebeliklerde tekrarlama riski vardır. Eğer tekrarlamışsa daha sonraki yıllarda tip 2 diyabet riskinin de artacağı unutulmamalıdır.  
Gebelik diyabetinde tam başarı mümkün!

Gebelik diyabeti genellikle doğumdan 6 hafta sonra tamamen kaybolur. Bunu anlamak için 6 haftanın bitiminde şeker yükleme testi yapılmalıdır. Test normal çıkarsa 3 yıl aralıklarla tekrarlanır. Test sonucu anormal ise tip 2 diyabet teşhis edilmiş olur ve gerekli tedavi verilir. Yeni bir gebelik oluşursa en erken dönemden itibaren diyabet hastalığı gibi takip ve tedavi edilir, o gebelikte artık şeker yükleme testi ile vakit kaybedilmez. 

Farkındalık çok önemli!

Prof. Dr. Murat Yayla gebelik diyabeti riskini azaltmak için farkındalığın son derece önemli olduğunu belirterek “Genetik özelliği nedeniyle her birey ailesinde diyabetik bir kişi olup olmadığını bilmelidir. Yakın akrabaların geçirdikleri gebelikler ve akıbetleri hem diyabet hem de gebelik diyabeti yönünden sorgulanmalı ve araştırılmalıdır. Gebelik öncesinde ilgili tetkikler, kan şekeri kontrolü ve kilo ayarlamaları yapılmalıdır. Gebelik sırasında şeker yükleme taramalarından çekinilmemeli, zamanı geldiğinde bu taramalar gerçekleştirilmelidir” diyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/hurafelerle-bebeginizin-ve-kendinizin-sagligini-riske-atmayin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/hurafelerle-bebeginizin-ve-kendinizin-sagligini-riske-atmayin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/hurafelerle-bebeginizin-ve-kendinizin-sagligini-riske-atmayin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/hurafelerle-bebeginizin-ve-kendinizin-sagligini-riske-atmayin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/hurafelerle-bebeginizin-ve-kendinizin-sagligini-riske-atmayin/5929/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Mar 2024 10:33:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kolon kanserinin görülme sıklığı artıyor!</title>
			<description><![CDATA[Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, fazla kilo, sigara ve stres derken son yıllarda görülme sıklığı hızla artan kolon kanseri, dünyada kanserden ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Nurdan Tözün Mart ayı-Kolon Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında; kolon kanserine karşı farkındalık yaratmak için hastalarla gerçekleştirdikleri ve büyük ilgi gören ‘yapay zeka’ destekli etkinlikte hastalara önemli bilgiler verdi. İşte etkinlikten önemli detaylar ve Prof. Dr. Nurdan Tözün’ün kolon kanserinden korunmak için 8 hayati önerisi ve uyarıları… 

 


	Sağlıklı beslenin


 

Sağlıksız beslenme yani liften fakir, işlenmiş/katkılı gıda içeren, kırmızı et ağırlıklı bir diyet kolon kanserinin en önemli tetikçileri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Nurdan Tözün “Diyetiniz bol lif, bol koyu yeşil sebze ve meyve, tahıl ve süt ürünlerinden oluşmalı, kırmızı et yerine beyaz et ve balık yemeli. Hayvansal yağ, aşırı kırmızı et, yağlı yiyecekler, salam ve sosis gibi işlenmiş gıdalar ile katkı maddesi içeren paketli gıdalardan uzak durun. Geleneksel Akdeniz tipi diyet tarzını benimseyin” diyor. 

 


	Hareket edin


 

Her gün 30 dakika ya da haftada en az üç gün 50’şer dakika düzenli egzersiz yapın. Bisiklet sürme, tempolu yürüme, yüzme ya da  geniş kas gruplarını içeren aerobik egzersizleri tercih ederek hayatınıza mutlaka hareket ve spor katın. 

 


	Alkol ve sigaradan kaçının


 

Yapılan bilimsel çalışmalarda; sigaranın yanı sıra aşırı alkolün de kolon ve rektum kanserine yol açtığının kanıtlandığını belirten Prof. Dr. Nurdan Tözün, günde 50 gram ya da daha fazla alkol içenlerde kolon kanseri riskinin, içmeyenlere göre bir buçuk misli arttığını; her ikisinin birlikte alınması durumunda riskin çok daha fazla olduğunu söylüyor. 

 


	Kilonuza dikkat edin


 

Fazla kilonuz varsa mutlaka sağlıklı bir diyet ve beraberinde egzersizle fazla kilolarınızdan kurtularak ideal kilonuza kavuşun. Unlu, nişastalı besinler, şekerli meyveler, tatlandırıcılar, hamur işleri, aşırı yağlı besinlerin zarar vereceğini unutmayın. Her 5 kilo artış kolon kanseri riskinizi yüzde 5 artırıyor! 

 


	Yeterli ve kaliteli uyuyun


 

Prof. Dr. Nurdan Tözün yeterli ve kaliteli uykunun kolon kanserinden korunmada önemli bir rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Hücre yenilenmesi ve farklılaşması, DNA tamiri gibi bazı olaylar gündüz ve gece farklılıkları gösterir. Uyku bozukluğu olanlarda, vardiya ile çalışanlarda sirkadiyen ritm denilen 24 saatlik döngü bozulur ve metabolizma için önemli olan bazı hormonların işlevleri aksar. Bu da kilo alımına ve kansere yol açabilir. Erişkin bir insan günde ortalama 6-8 uyumalı ve uyuduğu ortam kendisine kaliteli bir uyku sağlamalıdır yani karanlık ve sessiz olmalıdır” diyor.

 


	Kalsiyum ve D vitaminine dikkat edin


 

Kalsiyum ve D vitaminin kansere karşı koruyucu etkileri tartışmalı olsa da, bazı çalışmalarda ümit verici sonuçlar alındığından özellikle bu iki değerinizin düşük olup olmadığını takip edin ve gerekiyorsa hekiminizin önereceği şekilde destek almaya özen gösterin. 

 


	Tarama testlerini düzenli olarak yaptırın


 

Yılda bir ya da iki yılda bir yapılacak dışkıda gizli kan testi ve/veya kolonoskopi kolon kanserini önlemede en önemli incelemelerdir. Kolon kanseri artık genç yaşlarda da görüldüğünden tarama yaşı olarak 45 yaş giderek benimseniyor. Kolonoskopi hem kolon kanseri sıklığını yüzde 80 azaltır hem de kanserden ölümlerin önünü keser. Ailesinde kolon kanseri bulunanlar, iltihabi bağırsak hastalığı olanlar, daha önce polip alınmış ya da kanser ameliyatı geçirmiş olanların 45 yaşından önce ve sonrasında da hekimin önereceği sıklıkta kolonoskopi yaptırmaları hayati önem taşımaktadır. Çeşitli nedenlerle kolonoskopi yapılamıyorsa Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile yapılan sanal kolonoskopi de bir alternatif olabilir ancak polip saptandığında tekrar kolonoskopiye başvurmak gerekir.

 


	Bu belirtileri sakın göz ardı etmeyin!


 

Günlük yaşamın koşuşturmacasında bazı şikayetler göz ardı edilerek, o anki stresten ya da yenilen bir besinden kaynaklandığına yorulabiliyor. Oysa dikkat! Özellikle bağırsak alışkanlıklarında değişme (normal iken kabız ya da ishal olma), geçmeyen karın ağrısı, kilo kaybı, kansızlık, makattan kan gelmesi ve dışkıda taze kan görülmesi kolorektal kansere işaret edebiliyor. 

 

2 yıldır karın ağrısı çekiyordu, ama!...

Kolon Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde hastaların ve hasta yakınlarının katılımıyla büyük ilgi gören farkındalık etkinliğine imza atıldı. Hastane içerisine konumlanan dev kalın bağırsak modelinde kanser öncüsü olan polipler Gastroenteroloji ekibi tarafından  hastalara yakından tanıtılırken, rengarenk pankartlar ve yapay zeka sayesinde geliştirilen ‘Polip Yakalama Oyunu” ile de önemli bir farkındalık yaratıldı. Etkinlik alanında hastalarla birebir ilgilenen Prof. Dr. Nurdan Tözün “Bir ziyaretçimiz 2 yıl boyunca karın ağrısı çektiğini ama başvurduğu çeşitli kurumlarda kendisine kolonoskopiden bahsedilmediğini belirterek "Keşke kolonoskopiden haberim olsaydı bugün kolon kanseri olmazdım' dedi! Kolon kanserine karşı düzenli kolonoskopi hayat kurtarıyor” diye konuştu. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/kolon-kanserinin-gorulme-sikligi-artiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/kolon-kanserinin-gorulme-sikligi-artiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/kolon-kanserinin-gorulme-sikligi-artiyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/kolon-kanserinin-gorulme-sikligi-artiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/kolon-kanserinin-gorulme-sikligi-artiyor/5925/</link>
			<pubDate>Wed, 20 Mar 2024 09:57:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>MENOPOZ YAŞINI ÖNE ÇEKEN 7 HATALI ALIŞKANLIK! </title>
			<description><![CDATA[Kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği dönem ‘menopoz’ olarak adlandırılıyor. Ülkemizde kadınlar genellikle 45-49 yaşları arasında menopoza giriyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sigara içmek

Uzun süreli ve düzenli sigara içen her 10 kadından 1’inin erken menopoz için risk altında olduğunu gösteren çalışmalar mevcut. Günde bir paket ve üzeri sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl önce girdikleri belirtiliyor. Bu etkinin sigara dumanında bulunan polisiklik hidrokarbonların yarattığı doku toksisitesinden kaynaklandığı düşünülüyor. 

D vitaminini ihmal etmek

Yapılan çalışmalarda, D vitamini eksikliğinde daha az folikül, yani yumurta geliştiği gözlenmiş. D Vitamini düzeylerini karşılaştırarak yapılan bir çalışmada, D vitamini alan grupta erken yaşta menopoza girme riskinin yüzde 17 daha düşük olduğu tespit edilmiş. D vitamini ve güneş ışığından maksimum düzeyde faydalanabilmek için Mart-Ekim ayları arasında, 11.00-15.00 saatleri dışında, her gün 25-30 dakika güneşlenmeniz çok önemli. Ayrıca her yıl mutlaka D vitamini seviyenize baktırıp, gerekirse takviye ilaç almak için hekiminize başvurmayı ihmal etmeyin. 

Vücut ağırlığına dikkat etmemek

Beden kitle indeksinin normalin üzerinde veya altında olması da menopozu hızlandırabilen önemli bir risk faktörü. Çok zayıf olmak, örneğin yağ kitle indeksinin yüzde 12’inin altında olması daha az yağ dokusu, dolayısıyla daha az östrojen deposuna sahip olmak demek. Çünkü östrojen dengesi periferal yağ dokuyla birebir ilişkili oluyor. Anormal düzeyde düşük yağ dokusu adetlerin kesilmesine ve her 3 kadından 1’inin daha erken yaşta menopoza girmesine neden olabiliyor. Dr. Burcu Yılmaz, öte yandan obezitenin de menopozu hızlandıran önemli etkenler arasında yer aldığını belirterek, “Periferik yağ dokusu arttıkça östrojen dengesi bu sefer de terazinin diğer yönünde olumsuz olarak etkilenerek, adet döngülerini ve yumurta kalitesini olumsuz etkilemektedir” diye konuşuyor. 

Kalsiyumdan yetersiz beslenmek

Yapılan çalışmalarda kalsiyumdan zengin beslenen kadınlarda erken menopoz yüzde 13 oranında daha az gözlenmiş. Dr. Burcu Yılmaz, menopozun daha erken yaşta gelişme riskine karşı kalsiyumdan zengin beslenmeye önem verilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Beslenme listesine kalsiyumdan zengin gıdalar eklemek kemik sağlığının yanı sıra yumurtalık fonksiyonları açısından da önem taşımaktadır. En önemli kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir. Bunun dışında pekmez, susam, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyveler, fındık ile fıstık da kalsiyumdan zengin besinlerdir ” diyor. 

Hareketsiz bir yaşam sürmek

Hareketsiz bir yaşam tarzı toksinlerin vücutta birikmesine neden oluyor. Bunun aksine düzenli yapılan egzersiz sayesinde kalp hızının artması oksijenli kanın vücuda daha fazla pompalanmasını sağlıyor. Dolaşımdaki bu artış toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca egzersiz vücut ısısını artırarak toksinlerin atılmasında rol oynayan ter bezlerini tetikliyor. Düzenli egzersiz menopozal geçiş dönemi ve semptomları da hafiflettiği için oldukça önemli. Haftada en az 3 gün düzenli olarak egzersiz yapmayı alışkanlık edinin. 

Sağlıksız beslenmek

İşlenmiş besinler, rafine karbonhidrat ve basit şekerler kan şekerinde ani iniş ve çıkışlara sebep oluyorlar. Bunun sonucunda hormon regülasyonunu bozarak potansiyel olarak erken menopoza yol açabiliyorlar. Aynı şekilde doymuş ve trans yağlar da hormon regülasyonunu bozabiliyor. Bu konuda kanıta dayalı çalışmalar devam ediyor. 

Kronik strese maruz kalmak 

Kronik strese maruz kalmak, uzun süren yüksek kortizol seviyeleri maruziyeti anlamına geliyor. Bu durum da vücuttaki hormon dengesini, özellikle östrojen ve yumurtlama düzenini, dolayısıyla adet düzenini etkileyebiliyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/menopoz-yasini-one-ceken-7-hatali-aliskanlik/5923/</link>
			<pubDate>Tue, 19 Mar 2024 11:19:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ağrılar ve hareketlerinizdeki kısıtlanma çekilmez olduysa!</title>
			<description><![CDATA[Modern çağın önemli sorunlarından aşırı kilo ve hareketsizlik başta olmak üzere günlük yaşam alışkanlıklarımızdaki bazı yanlışlar eklemlerimizin hızla kireçlenmesine yol açıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yıllarda giderek yaygınlaşan eklem kireçlenmesi artık sadece yaşlılarda değil gençlerde de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Zamanla hastanın yürüme mesafesini ciddi şekilde azaltan, eğilme ve çömelmesini imkansız hale getiren, gece ve gündüz dinlenme halinde bile ağrılarının sürmesine yol açan hastalık bu nedenle kişiyi sosyal yaşamdan da koparabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan ilaç ve fizik tedaviye ya da yürümeye yardımcı cihazlara rağmen hastanın ağrısının dindirilemediği durumlarda protez ameliyatının kaçınılmaz hale geldiğini belirterek “Kireçlenmenin boyutu onarılamayacak düzeye ve yaygınlığa ulaştığında hastanın ameliyat olması ve protez ile ekleminin yüzeylerinin değiştirilmesi gerekir. Günümüzde teknolojideki ve tıptaki gelişmeler, ileri ölçüde yıpranan ve ameliyat dışı tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen hastalarda; yerinde ve kuralına uygun uygulanan bir eklem proteziyle ağrısız ve hareketli bir yaşamı mümkün kılıyor” diyor. 

 

Ağrısız ve hareketli bir yaşamı mümkün kılıyor!

Proteze uygun şartlara sahip olan hastanın ameliyat edilerek en fazla iki gün içerisinde ayakta yürür ve merdiven çıkabilecek, evde tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek şekilde taburcu olabildiğini belirten Prof. Dr. Erdoğan sözlerine şöyle devam ediyor: “Son yıllarda hızla gelişen teknolojiyle beraber daha dayanıklı ve doku ile uyumlu malzemeler üretilmiştir. Günümüzde artık 4. jenerasyon seramik yüzeylerin kullanımı ile daha başarılı uzun dönem sonuçlar sağlanabilmektedir. Ameliyat öncesi tetkik ve taramalarda ameliyat sırasında veya sonrasında gelişebilecek problemler başlangıçta tespit edilerek gerekli önlemler alınmaktadır. Ayrıca anestezi alanında kazanılan yenilikler, daha güvenli anestezi teknikleri ile cerrahi sırasında özellikle ileri yaş ve riskli hasta grubunda daha güvenli cerrahi imkanı sağlamaktadır. Dokuya daha az zarar vererek yapılan cerrahi yaklaşımlarla hastanın kas fonksiyonlarının maksimum seviyede korunması sağlanmaktadır.” 

 

Eklem kireçlenmesi yol açan 5 önemli yanlış!

 

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahri Erdoğan, eklem ve kıkırdak aşınmalarına genetik rahatsızlıklar, ilerleyen yaş ve menopoz sonrası kemik erimesi (osteoporoz) gibi birçok etkenin yol açabildiğini belirtirken, bazı yanlışlarımızın da kireçlenme sürecini hızlandırdığını vurguluyor. Prof. Dr. Erdoğan kireçlenmeye yol açan 5 önemli yanlışı şöyle sıralıyor; 


	Aşırı kilo: Fazla kilo eklemler için taşınması gerekenden fazla yüke neden olarak aşınmayı hızlandırdığından ideal kiloya inmek gerekiyor.
	Hareketsizlik: Hareketsizlik eklemleri zayıflatıp, kıkırdakların hızla tahrip olmasına yol açarak kireçlenmeyi hızlandırıyor. Uygun ve düzenli egzersiz eklemleri koruyor. 
	Eklemlere aşırı yük bindirmek: Eklemin hareketlerini zorlayacak düzeyde ve ağırlıkta hareketler eklemlere zarar veriyor. Bu nedenle özellikle eklemi darbeye maruz bırakacak tarzda zıplama veya sıçrama ile yapılan hareketlerden kaçınmak gerekiyor. 
	Sigara ve alkol: Yapılan bilimsel çalışmalarla genel sağlığa verdikleri zararlar tartışmasız olan sigara ve alkol kullanımı, dolaylı olarak eklemin beslenmesini de olumsuz etkiliyor, kıkırdak aşınmasını hızlandırarak aşınmaya yol açacak başka rahatsızlıkların gelişimine neden oluyor. 
	Duruş bozukluğu: Yanlış duruş ve oturuş eklemlerdeki yıpranmayı artırıyor. Bu nedenle duruş bozukluklarını düzeltmek, özellikle kas ve eklemin gerilimini azaltacak ve eklem çevresi kas gruplarını kuvvetlendirecek egzersizleri yapmak gerekiyor. 

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/agrilar-ve-hareketlerinizdeki-kisitlanma-cekilmez-olduysa.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/agrilar-ve-hareketlerinizdeki-kisitlanma-cekilmez-olduysa.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/agrilar-ve-hareketlerinizdeki-kisitlanma-cekilmez-olduysa_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/agrilar-ve-hareketlerinizdeki-kisitlanma-cekilmez-olduysa.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/agrilar-ve-hareketlerinizdeki-kisitlanma-cekilmez-olduysa/5922/</link>
			<pubDate>Mon, 18 Mar 2024 15:52:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İÇİMİZDEKİ SİNSİ VE ÖLÜMCÜL TEHLİKEYE DİKKAT!</title>
			<description><![CDATA[Vücudumuzdaki damar yapısını bir ağaca benzetirsek; bu ağacın ana gövdesini oluşturuyor aort damarı. Bir yandan vücudumuza temiz kanı taşıyarak hayat veriyor ama bir yandan da sinsi ve ölümcül bir tehlikeyi içinde gizliyor! Hastalığın adı, aort anevrizması! ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aort damarı, kalbin sol karıncığından çıkan ve tüm damarların köken aldığı vücudumuzun en büyük damarının adı. Bu damarın genişlemesine ‘Aort Anevrizması’ deniliyor. Özellikle 59-69 yaş arasındaki erkeklerde çok daha fazla görülen ve çoğunlukla damar aniden yırtılıncaya kadar belirti vermeyen bu hastalığı “Beklenmedik, sinsi ve ölümcül bir hastalık” olarak tanımlayan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rıza Türköz “Erişkin bir insanda göğüs duvarının içindeki aort damarı çapı yaklaşık 3 cm’dir. Bu çap kişinin boy, kilo ve yaşına bağlı olarak 3.5-4.4 cm’ye kadar normal kabul edilir. Ancak sıklıkla aort damarı çok genişlemiş olsa bile (5 cm ve üzeri) hiçbir bulgu ve yakınmaya yol açmayabilir ki anevrizmanın büyümesi ile yırtılma riski orantılıdır!” diyor.

 

Erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor!

Sinsice ilerlediği ve aniden yırtılana dek hiçbir belirti vermeyebildiği için aort anevrizması genellikle başka bir sebeple yapılan tetkikler sırasında tesadüfen saptanabiliyor. Bu tesadüfi teşhisin tam anlamıyla hayat kurtarıcı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türköz “Çünkü genellikle 5 cm çapında bir genişleme aortun aniden yırtılmasına ve ölüm riskinin artmasına neden olur! Bu nedenle düzenli muayene ve tetkiklerle hastalığın erken teşhis edilip tedaviye başlanması hayati öneme sahiptir. Hiçbir yakınması ve hastalık bulguları olmayan kişilerde  rutin tetkikler sırasında ekokardiografide kalpten çıkan aortanın normalden büyük olarak görülmesi ile ön tanı konulabilir. Yine akciğer grafilerinde aortun genişlemesi saptanabilir. En kesin ve doğru tanı bilgisayarlı tomografi ile konulur. Eğer aort damarında genişleme tespit edilirse, belirli aralıklarla radyolojik incelemeler tekrarlanarak hasta takip edilir. Genellikle bilgisayarlı tomografi ile takip edilir. Çap kritik düzeye ulaşıyorsa veya çapta yıllık hızlı büyüme varsa bu önemlidir. Günümüzde çıkan aort çap kritik düzeye geldiği zaman elektif dediğimiz uygun şartlarda ameliyat edilen hastalarda ameliyat riski yüzde 1-3 arasındadır. Aort damarının yırtılması sonrası ameliyat edilen hastalarda ise hayati risk yüzde 90’ın üzerine çıkmaktadır! diye konuşuyor. 

 

Sigara içenler ve hipertansiyon hastaları dikkat!

Aort damarının ileri genişlemesine (anevrizmanın büyümesi) tansiyon yüksekliği eşlik ediyorsa hastalığın hipertansiyona bağlı bulgularla ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Türköz, bazen de damarın genişlemesi sonucu çevre dokulara bası oluşturup ağrı şikayetleri ile kendini gösterebildiğini söylüyor. Sigara içilmesi ve hipertansiyonu olup tedavi görülmemesinin  anevrizmanın hızlı büyümesine ve yırtılma riskinin artmasına neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Türköz erken teşhis ve tedavi sayesinde aortun tehlikeli çapa ulaşmadan uygun şartlarda ameliyat edilmesinin, aort anevrizmalarına bağlı ani ve beklenmedik ölümleri önleyebildiğini vurguluyor. Önde gelen bilim insanlarından Albert Einstein’in 1955 yılında anevrizmaya bağlı aort yırtılması nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen Prof. Dr. Türköz ailesinde aort anevrizması öyküsü veya akrabalarında açıklanamayan ani ölüm olanların da yakından takip edilmesi gerektiğini söylüyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/icimizdeki-sinsi-ve-olumcul-tehlikeye-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/icimizdeki-sinsi-ve-olumcul-tehlikeye-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/icimizdeki-sinsi-ve-olumcul-tehlikeye-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/icimizdeki-sinsi-ve-olumcul-tehlikeye-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/icimizdeki-sinsi-ve-olumcul-tehlikeye-dikkat/5919/</link>
			<pubDate>Wed, 13 Mar 2024 10:06:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TIRNAKLARDA 8 ÖNEMLİ HASTALIK SİNYALİ! </title>
			<description><![CDATA[Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sarı tırnak 

Tırnak ve çevresindeki dokuların giderek kalınlaşırken tırnakların sarı renk almaya başlaması ‘sarı tırnak sendromu’ olarak ifade ediliyor.  “Tüm tırnakları etkileyen sarı renk önemlidir ve bu tablo akciğer hastalıkları, lenfödem ile kronik sinüzitle ilişkili olabilir” bilgisini veren Dr. Şenay Ağırgöl, şöyle devam ediyor: “Deri hastalıklarında sarı renk değişikliği en sık mantar nedeniyle görülür. Mantar ilerlediği zaman tırnağın sertliğini bozar. Tırnak yumuşak ve kırılgan hale gelerek kalınlaşır, ardından dökülür. Erken fark edilirse kolayca tedavi edilebilir, ancak kalınlık artınca aylar süren ilaç tedavisi kullanmak gerekir” 

Kaşık tırnak 

Tırnak bombeliğinin değişerek tırnak ortasının çökük, kenarlarının kalkık hale gelmesi ‘kaşık tırnak’ olarak ifade ediliyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kaşık tırnağın en sık demir eksikliği anemisi nedeniyle oluştuğunu vurgulayarak, “Ayrıca tiroit, tip 2 diyabet ve plummer vinson gibi yemek borusu hastalıklarında veya kanserlerde de kaşık tırnak oluşabilir. Tırnaklar kaşık şeklini almaya başladıysa, en azından vücuttaki demir miktarına baktırmakta fayda vardır”  diyor. 

Tırnakta bombeleşme 

Normalde iki tırnak birbirine değdirilince elmas deseni görülürken, tırnağın bombeliği arttığında bu görüntü bozuluyor. Tırnakta bombeleşme; akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları, akciğer kanseri, kalp zarı enfeksiyonları, doğumsal kalp hastalığı, akciğer absesi, inflamatuar bağırsak hastalıkları, siroz ve sindirim sistemi kanserlerinin belirtisi olabiliyor. Tek taraflı bombelik artışı da aynı taraftaki damarlarda oluşan bir soruna işaret edebiliyor.

Teri tırnağı 

Tırnak yatağının uç kısmında az bir bölümünün ince bant şeklinde kırmızı ve kahverengi, diğer kısmının ise tamamen beyaz renk alması ‘teri tırnağı’ olarak adlandırılıyor. Karaciğer hastalıkları, siroz, otoimmün hepatit, romatoit artrit, reiter sendromu, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları veya böbrek yetmezliğinin belirtisi olabiliyor. Teri tırnağının ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Tırnak dip kısımları beyaz ve ucu ay şeklinde bir görünüm aldıysa hekime başvurmak gerekir” diyor. 

Yüksük tırnak 

Tırnak üzerinde minik çukurcukların oluşturduğu yüksük tırnak genellikle cilt hastalıkları sebebiyle oluşuyor. En yaygın nedenlerinden biri olan el egzamaları uzun süre devam ederse ve tedavi edilmezse tırnak yapısını da bozabiliyor.  Ayrıca sedef, sarkoidoz, lupus ve liken hastalıklarında da çukurcuklar görülebiliyor. Tüm tırnakları etkileyen yüksük tırnak şiddetli bir saçkıran nedeniyle de gelişebiliyor.  

Beyaz tırnak 

Beyazlık tırnağın tamamını kaplayabileceği gibi çizgisel veya noktasal şekilde olabiliyor. Beyaz tırnaklar çoğunlukla manikür ve tırnak yeme gibi sorunlardan kaynaklansalar da bazen altta sistemik veya genetik bir hastalık yatabiliyor. Arsenik ve ağır metal zehirlenmeleri,   vitamin eksiklikleri, böbrek yetmezliği, sinir hastalıkları, polisitemia vera, hemokromatozis,  kindler sendromu ile lupus hastalıklarının yanı sıra organ nakli ve ilaçların yan etkileri sebep olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, deri hastalıklarında da sedef, liken, tırnak mantarı, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının beyaz tırnağa yol açabileceğini vurgulayarak, “Her beyaz tırnak hastalık değildir, ancak hekimin değerlendirmesinde fayda vardır” diyor. 

Kırılgan tırnak 

En çok el tırnaklarında görülen ‘kırılgan tırnak’ genellikle vücutta su ve yağ içeriği azaldığı zaman oluşuyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, travmalar, liken, saçkıran ve darier hastalığı, egzama gibi cilt hastalıkları ile tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların, çinko ile C vitamini, E  vitamini eksiklikleri ile ilaçların yan etkilerinin de tırnakların kırılmasına neden olabileceğini belirterek,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Kırılgan tırnaklarda öncelikle buna yol açan hastalık varsa, tedavi edilmelidir. Destekleyici ve takviye edici gıdalar verilebilir. Demir, çinko ile biotin tırnak kırılganlığını azaltmada etkili olabilir. Tırnak nemlendiricileri ve kısa süreli tırnak cilası uygulamak da tırnağı destekleyebilir” 

Tırnak ayrılması

Tırnak plağı tırnak yatağından ayrılınca, araya renk yapan bakterilerin   girmesi nedeniyle tırnak yeşil veya kahverengi renk alabiliyor. Mantarlar da bu açıklıktan tırnağa eklenebiliyor ve bunun sonucunda tırnak kalınlaşabiliyor. Tırnak ayrılması genellikle travma, tırnak mantarı ve egzama gibi etkenler sonucu oluşsa da bazen sebebi bulunamıyor. Dr. Şenay Ağırgöl, tırnak ayrılmasının tedavisinde travma, su ve deterjandan kaçınmanın en önemli basamak olduğunu belirterek, “Ayrılan bölgelere enfeksiyon eklenmemesi için dikkat edilmelidir. Tırnak yatağı sert şekilde temizlenmemelidir. Temizlik yaparken plastik eldiven altına pamuklu eldiven takılmalıdır. Tırnaklar düzelene kadar kalıcı tırnak uygulamalarından kaçınılmalıdır” diye konuşuyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/tirnaklarda-8-onemli-hastalik-sinyali.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/tirnaklarda-8-onemli-hastalik-sinyali.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/tirnaklarda-8-onemli-hastalik-sinyali_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/03/tirnaklarda-8-onemli-hastalik-sinyali.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/tirnaklarda-8-onemli-hastalik-sinyali/5916/</link>
			<pubDate>Mon, 04 Mar 2024 10:47:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dünyada en sık görülen kanser türü: Meme kanseri! </title>
			<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, en sık görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladı. Dünyada her yıl 2 milyon 300 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor. Ülkemizde de kadınlarda gelişen her 4 kanserden 1’ini meme kanseri oluşturuyor. Başka bir deyişle, her 8 kadından 1’i, yani kadınların yüzde 13’ü yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aile öyküsü yoksa meme kanseri gelişmez. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: ‘Ailemde meme kanseri yoksa bende de olmaz’ düşüncesi nedeniyle rutin kontroller sıkça ihmal ediliyor. Oysa meme kanserinin yüzde 90’ından fazlası kalıtsal olmayan etkenlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla meme kanseri tanısı alan kadınların çok büyük bir bölümünde aile öyküsü veya genetik bir bozukluk görülmüyor. Bu nedenle aile öyküsü olmayan kadınların da tarama programlarında yer alan mamografi, ultrasonografi ve meme muayenelerini yaptırmaları yaşamsal öneme sahip. 

 

Sadece annenin aile öyküsü riski artırır! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinde aile öyküsünden söz edildiğinde aklımıza sadece annede ve 1’nci derece akrabalarda görülen meme kanseri geliyor. Aslında aynı şekilde baba tarafında meme kanseri görülmesi de riski yükseltiyor. Bunun sebebi ise genlerin yarısının anneden yarısının ise babadan gelmesidir. 

 

Meme kanseri ağrı yapmaz. YANLIŞ!  

DOĞRUSU:  Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle meme kanserinin en yaygın ve en önemli belirtisi oluyor. Toplumda meme kanseriyle ilgili hatalı bilinen bir başka konu ise meme kanserinde kitlenin ağrı yapmamasına yönelik. Yaygın inanışın aksine, hastaların yüzde 1-2’sinde memede ve meme başında ağrı oluyor. 

 

Mamografideki   radyasyon  miktarı çok yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde kullanılan modern mamografi cihazlarıyla gerçekleştirilen çekimler sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı, yaklaşık birkaç saatlik uçak yolculuğunda alınan radyasyon miktarına eş değer oluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Tarama ve tanı amaçlı kullanılan mamografi kansere erken tanı konmasını sağlayarak hayat kurtarmaktadır. Dolayısıyla erken tanı için risk altında olmayan her kadının 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi, ultrasonografi ve hekim tarafından yapılan elle muayeneyi ihmal etmemesi gerekir. Risk altında olan kadınlarda ise bu taramalara daha erken yaşta başlanır.” diyor. 

 

Emzirmek meme kanserinden korur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalara göre; 35 yaş altında doğum yapmak ve bebeğini uzun süre emzirmek meme kanseri riskini biraz düşürüyor. Ancak kadın olmak meme kanseri için tek başına önemli bir risk faktörü. Dolayısıyla erken yaşta doğum yapan ve emziren kadınların da meme kanseri riski taşıdıkları için rutin tetkiklerini aksatmamaları gerekiyor.

 

Doğum kontrol ilaçları meme kanserini tetikler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğum kontrol ilaçlarının meme kanseri riskini artırdığına yönelik iddialar da bilimsel olarak kanıtlanmamış. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Günümüzde kullanılan doğum kontrol ilaçlarının oldukça düşük dozda östrojen ve progesteron hormonu içermeleri nedeniyle meme kanseri riskini artırmaları beklenmez. Yapılan klinik çalışmalarda da doğum kontrol ilaçları kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini gösteren herhangi bir sonuç alınmamıştır” diyor.

 

Kanser tanısı konulan her kadın memesini kaybeder. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Erken evre meme kanserinin öncelikli tedavisi cerrahi yöntem oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, cerrahi işlemlerde yıllar içerisinde ciddi gelişmeler yaşandığına işaret ederek, “Eskiden meme kanserinde genellikle; tümörün yanı sıra meme dokusu, meme altındaki bazı kaslar ve koltuk altında yer alan lenf düğümlerinin çıkarılmasıyla gerçekleştirilen mastektomi ameliyatı uygulanırdı.   Günümüzde ise özel durumlar dışında, kanser tanısı alan kadınların memesi korunabilmekte ve hastalığın tedavisi doğal bir meme görüntüsüne sahip sonuçlar ile gerçekleştirilmektedir” diyor. 

 

Biyopsi ve ameliyat kanseri vücuda yayar. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, memeye biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olmuyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, kanserin iğne veya bıçağın değmesiyle vücuda yayılmadığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanser riski taşıyan her kitleye; ultrasonografi, mamografi veya MR kılavuzluğunda alınan örneğin incelenmesi ile patoloji uzmanları tarafından tanı konulur. Erken evre meme kanseri tedavisinin ilk basamağı da cerrahi yöntemdir. Ameliyatlar kanseri vücuda yaymaz, tam aksine tümörün çıkarılmasını sağlayarak hayat kurtarır. Tedavide kullanılabilen üç farklı aracımız var: Cerrahi, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi (radyoterapi). Bunların üçü de farklı şekillerde ve farklı sırayla olsa da hemen hemen her hastada kullanılır. Erken evrelerde ilk tedavi basamağı ameliyatla tümörün yok edilmesi ve koltuk altındaki lenf bezlerinde tümör hücresi olup olmadığının anlaşılmasıdır. Bazı meme kanseri türlerinde evresine bakmaksızın önce ilaç tedavisi ile başlamanın daha iyi sonuç verdiğini biliyoruz. İlaç denilince hemen kemoterapi anlaşılmamalı, bugün elimizde tümör tipi ve evresine göre kullandığımız ve etki mekanizmaları çok farklı ilaçlar var” 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/dunyada-en-sik-gorulen-kanser-turu-meme-kanseri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/dunyada-en-sik-gorulen-kanser-turu-meme-kanseri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/dunyada-en-sik-gorulen-kanser-turu-meme-kanseri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/dunyada-en-sik-gorulen-kanser-turu-meme-kanseri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/dunyada-en-sik-gorulen-kanser-turu-meme-kanseri/5913/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 10:31:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>SPOR YARALANMALARINA NEDEN OLAN 7 ÖNEMLİ HATA! </title>
			<description><![CDATA[Günümüzde yoğun iş temposuna rağmen spora zaman ayıran kişilerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Zira, sportif faaliyetler bedensel ve psikolojik sağlığımıza çok önemli katkı sağlıyor. Öyle ki düzenli yapılan spor sağlıklı bir vücut yapısı, güçlü kaslar ve düzgün bir postüre sahip olmamızın yanı sıra günlük yaşamın stresiyle daha kolay baş etmemizde ve daha üretken çalışmamızda önemli bir rol üstleniyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hata: Spora ısınmadan başlamak 

Doğrusu: Spora başlamadan önce, ısınma egzersizlerini yaparak kaslarınızı hazır hale getirmeyi alışkanlık edinmeniz çok önemli. Bu egzersizler vücuttaki kan akışı ile dokulardaki oksijen miktarını artırarak kaslara esneklik kazandırıyor. Bunun aksine soğuk kaslarla yapılan ani hareketler ise kas yaralanmaları, esneklik kazanılmadan yapıldığında menisküs yırtığı gibi sorunlara zemin hazırlıyor. Yine aynı problemleri önlemek için spor sonrasında germe egzersizleriyle vücudunuzu yavaş yavaş soğutmayı da ihmal etmemeniz gerekiyor. 

 

Hata:  Sporun hemen öncesinde aşırı yemek 

Doğrusu: Spor yaparken kullanacağınız enerjiye uygun beslenmeye özen gösterin. Spor saatine çok yakın zamanda aşırı tüketilen yemeğin ardından kan dolaşımı kaslardan uzaklaşıp daha çok sindirim sistemine yöneliyor. Bu durum da hem rahatsızlık hissi, hem de erken yorulmalara neden oluyor. Özellikle basit şekerin tüketilmesi ise insülinin hızla yükselmesine yol açıyor ve egzersiz sırasında kan şekeri bu kez hızlıca düşerek baş dönmesi ile bayılma hissine sebep olabiliyor.  

 

Hata: Vücudu susuz bırakmak 

Doğrusu: Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi ihmal etmeyin. Prof. Dr. Alper Kaya, sportif faaliyetlerde, aktivitenin şiddeti ve süresine bağlı olarak, vücutta çeşitli düzeylerde sıvı kaybı yaşandığına işaret ederek, “Aşırı susamışlık hissi, yorgunluk, baş ağrısı ile bedensel olarak ağırlaşma hissi veya idrar renginde koyulaşma su kaybının işaretleridir.  Bu durumda spora devam etmemeli ve mutlaka hızlıca sıvı alarak vücuttaki kayıp yerine konmalıdır. Aksi halde kas krampları gibi önemli sorunlar gelişebilir” diyor. 

 

Hata: Aşırı yorgun ve bitkin günlerde spor yapmak

Doğrusu: Aşırı yorgun ve bitkin haldeyken dikkat ile denge duyusu azaldığı için bu dönemlerde spor yapmak yaralanma riskinin artmasına sebep oluyor. Dolayısıyla kendinizi aşırı yorgun ve bitkin hissettiğinizde basit fiziksel aktiviteler dışında spor yapmayı ertelemeniz gerekiyor. 

 

Hata: Kısa sürede sonuç almaya çalışmak

Doğrusu: Özellikle spora yeni başlayan kişilerin yaptıkları en önemli hatalardan biri, spordan kısa sürede yüksek bir verim alma hayali oluyor.  Ortopedi  ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya,  kısa sürede sonuca ulaşma düşüncesiyle çok kısa aralıklarla ve aşırı antrenman yapmaktan mutlaka kaçınmanız gerektiği uyarısında bulunarak,  “Vücut yapısına uygun olmayan ya da aşırı yüksek tempo ve sıklıkta yapılan sporlar yine aşırı kullanım yaralanmaları olan kas ve eklem hasarlarının yanı sıra kalp ve dolaşım sisteminde önemli sorunlara yol açabilir. Dolayısıyla sporu mutlaka uzmanın önerisi doğrultusunda bir program halinde uygulamalısınız” diyor.  

 

Hata:  Geç saatlerde spor yapmak

Doğrusu: Geç saatlerde ve şiddetli yapılan spor uyku düzenini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Özellikle sabahları güneşin doğuşuyla başlayan hormonal ritmin bozulmasına ve kortizolün artmasına sebep olarak vücudun iç dengesinin bozabiliyor. Prof. Dr. Alper Kaya, bu nedenle antrenman günleri arasındaki sürenin iyi düzenlenmesinin ve dinlenmek için vücuda yeterli süre verilmesinin önemini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Vücudun haftada en az bir-iki gün dinlenmesi çok önemlidir. Dinlendirmeden yapılan yüksek aktiviteli sporlarda ‘aşırı kullanım yaralanmaları’ dediğimiz sorunlar ortaya çıkabilir, örneğin bazı kemiklerin belli bölgelerinde oluşan kemik ödemleri, hatta ‘stres kırığı’ adını verdiğimiz ince kırıklar gelişebilir. Stres kırıkları, sporun yanı sıra günlük aktiviteleri kısıtlayan, uzun süre dinlenmeyi, hatta koltuk değneği kullanmayı gerektiren sorunlardır. Nadiren de olsa bazı hastalarda ameliyat da gerekebilir. Aşırı kullanımla birlikte ayrıca özellikle eklemlerdeki yüklenme sonucu kıkırdak ve yumuşak doku sorunları da görülebilir. Bu yüzden bedeninizin özelliklerine, metabolik durumunuza, kas ile eklem yapınıza ve yorgunluğunuza göre bir tempo seçmelisiniz”

 

Hata: Spora uygun olmayan kıyafet ve ekipman kullanmak

Doğrusu: Soğuk havalarda dışarıda spor yapacaksanız çok kalın ve yünlü kıyafetleri tercih etmeyin. Bunun yerine terletmeyen ama vücut ısısını koruyan kıyafetler giyin. Ayrıca ayakkabınızın yapacağınız sporun zeminine uygun özelliklere sahip olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alper Kaya, “Sporda kullanılacak olan ekipmanlar konusunda mutlaka bilgi edinilmeli ve bilinçli seçimler yapılmalıdır. Örneğin, tenis oynarken gelişebilecek olan omuz ve dirsekteki sorunları önlemek için raketin büyüklüğü, ağırlığı veya zeminin uygunluğu açısından mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır. Ayrıca basketbol ayakkabısıyla da tenis oynanmamalıdır. Bu hata ayak bileğinde bağ ve tendon zedelenmelerine yol açabilir” diye konuşuyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/spor-yaralanmalarina-neden-olan-7-onemli-hata/5907/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 15:18:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Pınar Kara'dan kanser tedavisine yönelik önemli proje</title>
			<description><![CDATA[Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “Antikanser İlaç Geliştirme Çalışmalarına Yönelik İmmunojenik Hücre Ölümü Biyobelirteçlerinden Damp Sinyallerinin Aptamer Tabanlı Elektrokimyasal Nanobiyosensörler ile Tayini” başlıklı proje, TÜBİTAK ARDEB 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Proje yürütücüsü Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Sağlık alanında bir çok akademik birimi bünyesinde bulundurarak Avrupa’nın referans merkezlerinden olan; tam akredite öğrenci odaklı araştırma üniversitemizin TÜBİTAK başarısı devam ediyor. Eczacılık Fakültemizde görev yapan bilim insanları çağın hastalığı olarak anılan kanserin tedavisine yönelik önemli çalışmalara imza atıyorlar. Aynı zamanda bu araştırmalarla literatüre de önemli katkılar sağlamayı sürdürüyorlar. Antikanser ilaç geliştirme çalışmalarına yönelik immunojenik hücre ölümü biyobelirteçlerinden DAMP sinyallerinin aptamer tabanlı elektrokimyasal nanobiyosensörler ile tayinine yönelik araştırmalar yürüten Eczacılık Fakültemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

Araştırmanın detayları ile ilgili bilgi veren proje yürütücüsü Prof. Dr. Pınar Kara, “Dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kansere karşı yeni tedavilerin geliştirilmesi için çok sayıda çalışma immünojenik hücre ölümünün tetikleyici kemoterapötiklerin yüksek potansiyel taşıyan ilaç adayları olduğunun altını çizmektedir. Bu nedenle (İmmunojenik Hücre Ölümü) İHÖ’ye neden olan yeni moleküllerin keşfine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada aday moleküllerin aktivitelerini taramak için İHÖ’nün karakteristik özelliği olan DAMP (Damage-associated molecular patterns) sinyallerinin oluşumunu etkin ve hızlı bir şekilde belirleyebilmek son derece önemlidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Pınar Kara, proje kapsamında, immünojenik hücre ölümünün önemli biyobelirteçlerinden olan DAMP sinyallerinin hücre düzeyinde etkin ve düşük maliyetli olarak tespit edilebilmesine yönelik; hassas, spesifik, güvenilir ve hızlı sonuç alınabilen nanomalzeme ile zenginleştirilmiş elektrokimyasal aptasensör sistemleri geliştirileceğini söyledi.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-kara-dan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-kara-dan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-kara-dan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-kara-dan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-kara-dan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje/5889/</link>
			<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 15:02:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title> "Ege Lösemi Çalıştayı" 27 Nisan'da yapılacak</title>
			<description><![CDATA[Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından “Ege Lösemi Çalıştayı” düzenlenecek. Etkinlik 27 Nisan 2024 tarihinde İzmir Bayraklı’da gerçekleştirilecek. Yedi oturumdan oluşan etkinlik gün boyu sürecek.    ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Lösemi alanında bilimsel çalışmalar yürüten akademisyenlerin konuşmacı olarak yer alacağı etkinlikte, “Lösemi Arka Planını Anlamak”, “Lösemi Tedavisinde Hedef Tahtasındaki Moleküller ve MRD Önemi”, “İleri Yaş/ Transforme Akut Lösemide Tedavi Seçenekleri”, “Akut Lösemide Remisyon-İndisyon Tedavileri ve Prognostik Önemi”, “Relaps Lösemide Hedefe Yönelik Moleküller”, “Akut Lösemide Destek Tedavileri” konularına değinilecek.

Etkinliğin son oturumunda, EÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Şahin ve EÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güray Saydam, “Ege Lösemi Ağı (ELA) Projesi” hakkında katılımcıları bilgilendirecek.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/ege-losemi-calistayi-27-nisan-da-yapilacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/ege-losemi-calistayi-27-nisan-da-yapilacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/ege-losemi-calistayi-27-nisan-da-yapilacak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/ege-losemi-calistayi-27-nisan-da-yapilacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/ege-losemi-calistayi-27-nisan-da-yapilacak/5887/</link>
			<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 11:07:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Arkadaş ya da çevre önerisi ile antidepresan kullanılması çok tehlikeli!</title>
			<description><![CDATA[Toplumun ruh sağlığına olan farkındalık artarken, antidepresan kullanımında da gözle görülür bir artış yaşanıyor. Kişinin kendi kendine antidepresan kullanmaması gerektiğini ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), “Arkadaş ya da çevre önerisi ile antidepresan kullanılması tehlikelidir. Burada tehlikeli olan ilaç değil yanlış kullanımdır.” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), antidepresan kullanımının artması konusunu değerlendirdi.

“Toplumumuzun ruh sağlığına daha fazla dikkat edip bu konuda yardım alıyor”
“Antidepresan kullanımının günden güne arttığını” vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), “Akla ilk olarak ‘Ruhsal bozukluklarda artış mı var?’ diye bir soru gelebilir. Bu durum ruhsal bozuklukların arttığı anlamına gelmemektedir. Aslında toplumun ruh sağlığına bakışı ile ilgilidir. Artık toplumumuzun ruh sağlığına daha fazla dikkat edip bu konuda yardım alıyor olması ile ilgilidir.” dedi.

“Sadece depresyonda değil anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlarda da kullanılıyor”
Her geçen gün ruh sağlığı ile ilgili personellerin artıyor olmasının da bunda etkili olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), “Bir diğer akla gelen şey ise depresyondur. Antidepresanlar depresyonun tedavisinde kullanılıyor. Fakat sadece depresyonda değil anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu ya da obsesif kompulsif bozukluklarda da kullanılabiliyor. Ayrıca ruhsal bozukluklarda değil nörolojik hastalıklarda da kullanılıyor.” şeklinde konuştu.

Stres kaynaklı mı?
Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), ruhsal bozuklukların hemen hepsinde stresin önemli bir faktör olduğunu belirterek, “Stresin süresi arttıkça kişi kendisini tükenmiş hissedebiliyor. Bu tükenmişlik hissi de depresyona ya da diğer ruhsal bozukluklara sebebiyet verebiliyor.” dedi.

Hangi durumlarda ilaç kullanılmalı?
Artık işlev kaybına yol açabilecek kadar derin bir ruhsal bozuklukta ilaç kullanılması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), “Bozukluk; kişinin işlevselliğini engellediğinde, ikili ilişkilerde sorun yarattığında, sosyal ve akademik alanda işlevselliği bozulduğunda ilaç tedavisi yapılır.” dedi.

Arkadaş önerisiyle antidepresan kullanımı
Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), kişinin kendi kendine antidepresan kullanmaması gerektiğini ifade ederek, “Arkadaş ya da çevre önerisi ile antidepresan kullanılması tehlikelidir. Burada tehlikeli olan ilaç değil yanlış kullanımdır. Yanlış kullanıldığında oldukça üzücü sonuçlar ortaya çıkabiliyor. İlaçlar kişiye özgüdür. Kişinin ne zaman, ne kadar, hangi aralıklarla, ne düzeyde kullanacağı oldukça önemlidir.” diye konuştu.

Antidepresan kullanımının sebebi nedir?
Antidepresan kullanımının genelde ruhsal bozukluk kaynaklı olduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Mourat Gıousouf Chouseın (Murat Yusuf Hüseyin), “Fakat bunun stres verici faktörleri söz konusudur. Örneğin; ekonomik kaygılar, ikili ilişkilerdeki zorluk, kaygı, korku, belirsizlik, toplumsal olayların kişinin üzerinde bıraktığı etkiler olabilir. Toplumsal olaya örnek verecek olursak depremin hem deprem bölgesinde yaşayan insanları hem de depremi medyadan takip eden insanları etkilediğini örnek verebiliriz. Kişilerin bu durumdan etkilenmesi de strese yol açmakta ve ruhsal bozukluğa sebep olabilmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/arkadas-ya-da-cevre-onerisi-ile-antidepresan-kullanilmasi-cok-tehlikeli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/arkadas-ya-da-cevre-onerisi-ile-antidepresan-kullanilmasi-cok-tehlikeli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/arkadas-ya-da-cevre-onerisi-ile-antidepresan-kullanilmasi-cok-tehlikeli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/arkadas-ya-da-cevre-onerisi-ile-antidepresan-kullanilmasi-cok-tehlikeli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/arkadas-ya-da-cevre-onerisi-ile-antidepresan-kullanilmasi-cok-tehlikeli/5870/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 11:52:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>SON GÜNLERDE YAYGIN GÖRÜLEN 4 HASTALIK!</title>
			<description><![CDATA[Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor. Yetişkinlere göre bağışıklık sistemi çok daha zayıf olan çocuklar öksürük, hapşırık ve konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklardaki virüs ve bakteriler nedeniyle son günlerde çok sık hastalanıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel “Çocukları soğuk hava değil, kapalı ortamlarda kolayca bulaşan mikroplar hasta ediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son günlerde çocukların en sık kapısını çalan hastalıkları; nezle, grip, akut bronşiyolit ve farenjit olarak sıralayan Dr. Elida Yüksel, bu hastalıkların belirtilerini ve korunmanın yollarını, hastalık kapıyı çaldıysa yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 

	Nezle (Soğuk algınlığı)


Çocuklarda en sık görülen kış hastalıklarının başında soğuk algınlığı (nezle) geliyor. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini belli eden soğuk algınlığının tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması, sağlıklı beslenme, C vitamininden zengin sebze ve meyve tüketimi, bol su içilmesi ve dinlenmenin çok önemli olduğunu belirterek, “Aksi taktirde soğuk algınlığı orta kulak iltihabına, akut bakteriyel sinüzite ve alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Soğuk algınlığı viral enfeksiyon olmasından dolayı tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur. Gereksiz antibiyotik kullanımı vücutta antibiyotik direncine yol açarak fayda yerine ciddi zararlar verir” diyor.
 

	Grip


Son dönemde çok yaygın görülen influenzanın (grip) kapalı ve kalabalık ortamlarda çok kolay bulaştığını vurgulayan Dr. Yüksel, hastalığın başlıca belirtilerini yüksek ve inatçı ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ve eklemlerde ağrı, karın ağrısı, titreme, gözlerde kızarıklık, öksürük, bulantı, kusma ve ishal olarak sıralıyor. Çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak influenza enfeksiyonlarının öncelikle ishal, kusma ya da gözlerde kızarıklık, sulanma ve kaşıntı ile ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Yüksel, mutlaka doktora başvurulması gerektiğini, bakteriyel enfeksiyon söz konusu değilse tedavide antibiyotiklerin faydası olmayacağından gelişigüzel antibiyotikten kaçınılmasının son derece önemli olduğunu söylüyor.  
 

	Bronşiyolit 


Son günlerde özellikle iki yaş altındaki bebeklerde çok sık görülen, viral bir enfeksiyon kaynağı olan bronşiyolit, üst solunum yolu şikayetleri sonrasında gelişen hışıltı ve solunum sıkıntısı olarak tanımlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yüksel, kalabalık ortamlarda bulunan ve sigara dumanına maruz kalan bebeklerde öncelikle burun akıntısı ve hafif ateşle seyreden hastalığın, akciğerlere inerek solunum sıkıntısı, hızlı nefes alma ve hışıltılı solunuma yol açtığını belirterek “Bu şikayetler olduğunda zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır aksi taktirde ciddi solunum sıkıntısı, solunum durması (apne), sıvı kayıpları ve kalp yetmezliği gibi çok önemli hastalıklara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.


	Akut farenjit 

Çok yüksek bulaş riskine sahip olan ve damlacıklar yoluyla bulaşan kış aylarının kabusu farenjit, bademciklerin iltihaplanması anlamına geliyor. Sıklıkla yüksek ateş, üşüme, titreme, yutkunmada zorlanma, boğaz ve kulak ağrısı ile başlayan farenjitte şikayetler artarak ilerliyor. Farenjitin doğru ve zamanında tedavi edilmediği takdirde bademciğe bağlı orta kulak iltihabına hatta kalp romatizmasına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Dr. Elida Yüksel “Akut farenjit çoğunlukla viral enfeksiyonlardan kaynaklandığı için gelişigüzel antibiyotik kullanılmamalı, bakteriyel farenjit durumunda doktor gerekli görürse antibiyotik kullanılmalıdır” diyor.
Çocukları kış enfeksiyonlarından korumanın 10 yolu


	Mevsim sebze ve meyveleri yedirin.
	Gün içinde bol sıvı (su, ayran, kefir, çorba) tüketimine özen gösterin. 
	Çocuğun bulunduğu ortamı düzenli havalandırın.
	Açık havada kısa yürüyüşler yaptırın. 
	Ellerini gün içinde yüzüne götürmeme ve sabunla yıkama alışkanlığı kazandırın. 
	Kendini okula gidecek kadar iyi hissetmiyorsa evde dinlenmesini sağlayın.
	Evde sigara içmeyin. Çocuğun olmadığı ortamda içilse de üzerinize sinen koku çocuğu rahatsız eder. 
	Çevresinde hasta bir kişi varsa kendini korumak için maske takmaya teşvik edin. 
	Toplu taşımada tutacakları, kapı kollarını vb ortak alanlarla temastan sonra ellerini yıkaması gerektiğini anlatın. 
	Avucunun içine değil, kağıt mendile ya da koluna hapşırmasını sağlayın. 

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/02/son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik/5865/</link>
			<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 11:02:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Eğlenceli Ve Verimli Bir Yarı Yıl Tatili İçin  7 Etkili Öneri!</title>
			<description><![CDATA[Okullarda eğitim ve öğretim döneminin ilk yarısı cuma günü çalacak karne ziliyle tamamlanırken, öğrenciler için heyecan dorukta! Onlar karne ve tatil heyecanının coşkusunu şimdiden hissederken, veliler açısından ise bu süreç kimi zaman güç olabilecek durumlar ortaya çıkarabiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özellikle de karnesinde zayıf notu olan veya LGS sınavına hazırlanan çocukların ailelerinde bu durum endişeli bir hale bürünebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nden Klinik Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu “Unutmayın ki her çocuk farklı öğrenme tarzına sahiptir. Karnedeki zayıf notlar, çocuğunuzun belki de farklı bir yaklaşımı benimsemeye ihtiyaç duyduğunu gösterebilir. Tatil sürecini, onun öğrenme tarzına uygun olarak planlamak ve onu destekleyici bir ortam sağlamak çocuğunuzun başarısını ve motivasyonunu artırabilir” diyor.
LGS’ye hazırlanan çocukların ebeveynlerine de öneride bulunan Zakiroğlu şöyle konuşuyor: “LGS süreci ne kadar önemli olursa olsun sömestr tatili aynı zamanda dinlenme ve motivasyon kazanma sürecidir. Çocuğunuzun bu tatilde dinlenmesine, sevdiği aktivitelerle ilgilenmesine ve enerjisini toplamasına izin verin. Aşırı bir şekilde ders çalışma tatilin tadını kaçırabilir. Öte yandan derslerin tamamen bırakılması da tempo ve motivasyon kaybına yol açabilir; bu nedenle çocuğunuzun ihtiyaçlarına göre rehber öğretmenleriyle işbirliği içerisinde hazırlayacağınız kararında bir ders çalışma planının uygulanması çocuğunuz için faydalı olacaktır.”
Klinik Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu yarıyıl tatilinde çocukların bu özel zamanını hem eğlenceli hem de öğretici bir şekilde değerlendirebilmeleri için 7 adımda pratik öneriler sundu; önemli uyarılar ve açıklamalar yaptı.
 

	Kışın keyfini çıkarın

Sömestr tatili kış mevsiminin tadını çıkarmak için harika bir fırsattır. Kışa yönelik yapacağınız doğa etkinlikleri, çocuğunuzun hem fiziksel aktivitesini artırmasına hem de kışın getirdiği güzellikleri keşfetmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca evde sıcacık bir içecek eşliğinde kitap okumak veya ailece film izlemek gibi kışa özgü keyifli aktiviteler de planlayabilirsiniz.
 

	Teknolojiyi bilinçli kullanmasını sağlayın

Klinik Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu “Teknolojiyi etkili bir şekilde kullanmak, çocuğunuzun dijital becerilerini geliştirmesine yardımcı olabilir. Ancak sömestr tatili sadece ekran başında geçirmek yerine, teknolojiyi bilinçli ve dengeli bir şekilde kullanmalarını sağlamak önemlidir. Eğitici uygulamalar, sanal müze turları veya online öğrenme platformları aracılığıyla çocuğunuzun bilgi birikimini artırmasına destek olabilirsiniz” diyor.
 

	Birlikte plan yapın

Tatilinizi çocuğunuzla birlikte planlamak, hem onun beklentilerini anlamanıza yardımcı olur hem de tatil sürecini daha keyifli kılar. Ortak planlar yapmak aile bağlarını güçlendirir. Çocuğunuzun ilgi alanlarına odaklanarak, beraber yapacaklarınızı planlayın. Belki bir günü doğada geçirmek belki de sanatsal aktivitelere yönelmek isteyeceklerdir. Planlarınıza çocuğunuzun da fikirlerini dahil etmek, tatilin daha keyifli geçmesine yardımcı olacaktır.
 

	Sosyal ilişkileri güçlendirin

Sömestr tatili, çocuğunuzun sosyal becerilerini geliştirmek ve arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirmek için harika bir zaman dilimidir. Onun sosyal çevresini genişletmek, grup aktivitelerine katılmasını teşvik etmek ve arkadaşlarıyla birlikte planlar yapmak, sosyal gelişimine önemli katkılarda bulunacaktır.
 

	Eğlenceli ve öğretici oyunlar oynayın

Ne yapıp edin ve çocuğunuzla birlikte eğlenceli ve öğretici oyunlar oynamaya özen gösterin. Bilgi kartları, bulmacalar ve strateji oyunları çocuğunuzun zihinsel gelişimine katkı sağlar. Eğlenceli matematik oyunları veya dil becerilerini geliştiren oyunlarla çocuğunuzun öğrenmeye olan ilgisi canlı tutabilirsiniz.
 

	Kitap okuma alışkanlığı kazandırın

Çocuğunuzun kitap okuma alışkanlığını yeterince kazanmamış olmasına üzülüyorsanız  sömestr kitap okuma alışkanlığını geliştirmek için harika bir fırsattır. Birlikte kitaplar seçmek, birlikte düzenli okuma saatleri belirlemek ve hatta aile içi minik bir kitap kulübü oluşturmak çocuğunuzun okuma alışkanlığını güçlendirecek etkili yollar arasında yer alır. Söz konusu kitaplar, çocuğunuzun hayal gücünü zenginleştirecek ve öğrenmeye olan ilgisini artıracaktır.
 

	Ev içinde sanatsal aktivitelere zaman ayırın

Ailece ev içinde birlikte resim yapma, el işi projeleri hatta tiyatro oyunları düzenleme gibi sanatsal aktiviteler çocuğunuzun yaratıcılığını geliştirir. Sömestr tatili birlikte keyifli sanat projelerine başlamak veya çocuğunuzun ilgisini çeken bir sanat dalını keşfetmek için mükemmel bir fırsattır. El becerilerini geliştiren aktivitelerle hem eğlenceli vakit geçirin hem de çocuğunuzun özgüvenini artırın. 

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/eglenceli-ve-verimli-bir-yari-yil-tatili-icin-7-etkili-oneri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/eglenceli-ve-verimli-bir-yari-yil-tatili-icin-7-etkili-oneri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/eglenceli-ve-verimli-bir-yari-yil-tatili-icin-7-etkili-oneri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/eglenceli-ve-verimli-bir-yari-yil-tatili-icin-7-etkili-oneri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/eglenceli-ve-verimli-bir-yari-yil-tatili-icin-7-etkili-oneri/5847/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jan 2024 11:37:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Saç, cilt ve diş sağlığı için C vitamini çok önemli!</title>
			<description><![CDATA[Günlük beslenme ile karşılanması gereken C vitamini ihtiyacı, bazı durumlar ve düzensiz beslenme alışkanlıklarıyla karşılanamayabiliyor. Günlük beslenme ile C vitamini eksikliğinin olmadığına vurgu yapan Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle kronik ishal durumunda, yanıklarda ya da cerrahi girişimlerden sonra düzensiz beslenen kişilerde, alkol, sigara kullananlarda C vitamini eksikliği ortaya çıkıyor.” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, C vitamini eksikliği konusunu değerlendirerek, C vitamini eksikliği nasıl giderilir bilgi verdi.

C vitamini turunçgillerde bol miktarda bulunuyor

Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, normal koşullarda günlük beslenme ile C vitamini eksikliğinin olmadığına işaret ederek, “Çünkü C vitamini turunçgiller adını verdiğimiz besinlerde bol miktarda bulunuyor. Fakat yeteri kadar dengeli beslenilmeyen durumlarda özellikle kronik ishal durumunda, yanıklarda ya da cerrahi girişimlerden sonra düzensiz beslenen kişilerde, alkol, sigara kullananlarda C vitamini eksikliği ortaya çıkıyor.” dedi.

Bu gibi durumlarda C vitamini takviyesi gerektiğine dikkat çeken Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Düzenli bir yaşam, saç, cilt ve diş sağlığı için C vitamini oldukça önemlidir.” diye bilgi verdi.

C vitamini eksikliği nasıl giderilir?

Prof. Dr. Aytaç Atamer, “C vitamini eksikliği normal koşullarda pek fazla görülmüyor. C vitamini eksikliği olan durumlarda oral denilen yolla, damar ya da kalçadan doktor tavsiyesi ile takviye alınabilir. Özellikle kış aylarına girdiğimiz dönemde üst solunum yolu enfeksiyonları artmaktadır. Bu enfeksiyonları daha kolay atlatmak için C vitamini takviyeleri almak gerekir” dedi.

C vitamini eksikliği belirtileri nelerdir?

C vitamininin ısıya dayanıksız, vücutta üretilmeyen bir vitamin olduğunu da söyleyen Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:

“C vitamini çok önemli bir antioksidan kaynağıdır, bu nedenle enfeksiyonların, kanserin oluşmasını önleyen önemli bir vitamindir. Bunun dışında C vitamini vücudumuzdaki kolajen sentezinde önemli rol oynuyor ve kolajen yapısını oluşturuyor. Kolajen eksikliğinde ciltte buruşukluk, saçlarda kuruma, kolay kırılma ortaya çıkıyor. C vitamini aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirdiği için özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında vücut direncini de artırıyor ve hastalığın iyileşmesinde önemli bir rol oynuyor. C vitaminin eksikliğinde diş eti kanaması, eklemlerde ağrı şişlik ve kolay morarmalar da görülüyor.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/sac-cilt-ve-dis-sagligi-icin-c-vitamini-cok-onemli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/sac-cilt-ve-dis-sagligi-icin-c-vitamini-cok-onemli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/sac-cilt-ve-dis-sagligi-icin-c-vitamini-cok-onemli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/sac-cilt-ve-dis-sagligi-icin-c-vitamini-cok-onemli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/sac-cilt-ve-dis-sagligi-icin-c-vitamini-cok-onemli/5843/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jan 2024 12:58:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bağışıklık sistemini güçlendirecek 9 beslenme tavsiyesi</title>
			<description><![CDATA[Kış mevsiminde kalabalık ve kapalı alanlarda daha çok vakit geçirilmesi enfeksiyon hastalıklarını da beraberinde getiriyor. Okul gibi kapalı alanlarda enfeksiyonların sık görüldüğünü ve çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için özellikle beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, okul çağındaki çocuklarda bağışıklık sisteminin güçlenmesi için 9 beslenme tavsiyesinde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[•    Güne mutlaka kahvaltıyla başlanmalı, biraz karbonhidrat, protein ve yağ alınmalıdır. Bunun için; Yumurta, meyveli yoğurt, tahıllı karışım veya evde yapılmış meyveli bir kek uygundur. Alınması gereken günlük kalori için kahvaltıyı tatlandırmak da önemli; pekmez ve bal menüde olabilir. 

•    Kış mevsiminde özellikle; lif içeriği açısından armut, C vitamini açısından zengin narenciye, yeşilliklerden en az biri (ıspanak, pazı, brokoli, maydanozlu yemekler) yenmeli.

•    Peynir, süt ya da yoğurt gibi süt ürünlerinden en az biri tercih edilmelidir. İnek sütüne alerjik olmayan çocuklara günde bir bardak süt verilebilir. Ayrıca demir bakımından zengin yiyeceklerin yanında süt/yoğurt tüketilmemelidir, aksi takdirde besinin demir değeri azalacaktır. 

•    Mısır gevrekleri/tahıllı karışımlar içinde şeker olmayanlardan seçilmeli. 

•    Yapılan yemeklerin içine nane gibi birtakım faydalı otlar eklenebilir. 

•    Hazır paketli gıdalar, şekerlemelerden uzak durulmalıdır (Bu anlamda çocuklara abur cubur reklamları izletilmemeli).

•    Kış aylarında doktor kontrolünde D vitamini desteği yapılmalı.

•    Haftada iki kez balık gibi Omega 3’ten zengin yiyecekler yenmeli ancak kış boyunca Omega 3 tabletleri alma mecburiyeti yoktur. Özel dönemlerde, sınav gibi stresli durumlarda ya da dönemsel beslenme bozukluğu olduğunda balık yağıyla Omega 3 takviyesi yapılabilir.

•    Kuru meyve ve yemiş tüketilmeli.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/bagisiklik-sistemini-guclendirecek-9-beslenme-tavsiyesi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/bagisiklik-sistemini-guclendirecek-9-beslenme-tavsiyesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/bagisiklik-sistemini-guclendirecek-9-beslenme-tavsiyesi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/bagisiklik-sistemini-guclendirecek-9-beslenme-tavsiyesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/bagisiklik-sistemini-guclendirecek-9-beslenme-tavsiyesi/5841/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jan 2024 12:20:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kışın yıpratıcı ve yaşlandırıcı etkisine karşı önlemler!</title>
			<description><![CDATA[Kış aylarında cildimiz gün boyu hem soğuk hem de sıcak ortamların olumsuz koşullarına maruz kaldığından her zamankinden daha fazla yıpranmaya açık hale geliyor. Havadaki nemin de azalarak ciltte kuruma ve tahrişi artırdığını, karın yansıtıcı etkisinin ise güneş yanığına yol açabildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Kış mevsiminin kendine has özellikleri nedeniyle cildimizde neden olduğu bu olumsuzluklara bir de günlük yaşam alışkanlıklarımız arasında yer alan bazı yanlış davranışlarımız eklendiğinde cildimiz her zamankinden daha fazla yıpranarak daha hızlı yaşlanabiliyor” diyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
	Doğru beslenin


Sağlıklı ve dengeli beslenmek cildimiz için kritik önem taşıyor. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınarak, mevsim sebzeleri ve meyveleri başta olmak üzere cildimiz için gerekli vitaminleri ve mineralleri içeren besinler tüketmeye özen gösterin.  

 


	Bol su için


Kış aylarında susamayı beklemeden su içmek gerektini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, yetersiz su tüketiminin cildin en büyük düşmanları arasında olduğunu vurgulayarak günde mutlaka iki litre su tüketilmesi gerektiğini söylüyor. 

 


	Cildinizi temizlemeden yatmayın


Kış aylarının yorucu şartları nedeniyle kimi geceler makyajı temizlemeden uyunabiliyor. Ancak makyajla uyumak gece boyu cildin hava almasını engelleyerek yaşlanmayı hızlandırdığı ve gözenekleri tıkayarak enfeksiyona yol açabildiği için yatmadan önce mutlaka yüzü temizlemek gerekiyor.   

 


	Sıcak sudan kaçının 


Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özkaya “Yüzümüzü ve ellerimizi sıcak suyla yıkamak cildimizde daha fazla kurumaya yol açtığından sıcak su yerine ılık suyla yıkamalıyız. Duş alırken de aynı kurala uymak gerekir. Kışın uzun sıcak banyolar cildimize iyi geliyor gibi gözükse de aksine cildimizi kurutarak daha hassas hale getirmektedir. Banyolar ılık suyla ve 5-10 dakikayı geçmeyecek şekilde yapılmalıdır” diyor. 

 


	Nemlendirirken dikkat edin


Ciltte kuruluğun arttığı kış aylarında cilt bakımı ve yaşlanma karşıtı amaçlı kullanılan retinoik asit, salisilik asit ve glikolik asit gibi ürünlerle sert içerikli temizleyicilerin cildi daha da kurutarak tahrişe neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Özkaya şöyle konuşuyor: “Cildimizde kuruma, soyulma, kızarıklık olduğunu farkettiğimizde, deriyi soyan ürünler varsa bunları kullanmaya ara vermeliyiz. Yazın cildimiz için yeterli olan hafif bir nemlendirici kışın yeterli olmayabilir. Daha yoğun kıvamlı nemlendiriciler kullanmak kış mevsiminde daha iyi nem sağlayabilmektedir.”

 


	Dışarı çıkarken yüzünüzü koruyun


Soğuk ortamda cildi koruyucu kıyafetler giyilmezse kuruluk, çatlama, kızarıklık ve soyulma gibi olumsuzluklar ortaya çıkabiliyor. Kış aylarında eldiven, atkı, şapka hatta güneş gözlüğünü ihmal etmemek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya egzama, kaşıntı ve mantar gibi enfeksiyonları tetikleyebildiğini dolayı yünlü ve sentetik giysilerle çok dar ve hava aldırmayan kıyafetlerden uzak durulmasında fayda olduğunu söylüyor. 

  


	El ve dudakları sık nemlendirin 


 Kışın olumsuz şartlarından ellerimiz ve dudaklarımız fazlasıyla etkilendiğinden gün içerisinde sık nemlendirmek gerekiyor. Kışın nemlendirici seçerken daha yağlı ürünlerin tercih edilmesini, vazelinin çatlamış dudaklarda iyileşmeye yardımcı olduğunu ve kurumayı önlediğini belirten Prof. Dr. Özkaya “Kurumuş dudakları farketmeden yalamak, derisini koparmak ve ısırmak da daha fazla kuruluğa neden olur. Bu davranışlardan mutlaka kaçınmalıyız” diyor. 

 


	Gereksiz yere dezenfektan kullanmayın


Ellerimizi gün içerisinde yıkadıktan sonra mutlaka nemlendirici sürmek, ev temizliği yaparken ya da bulaşık yıkarken kimyasallardan korumak için eldiven kullanmak, gereksiz yere dezenfektan ve kolonya sürmemek gerekiyor. Ellerinize nemlendirici sürdükten sonra bir süre pamuklu eldivenler giyip bekleyerek nemi daha iyi emmesini sağlayabilirsiniz.  

 


	Güneş koruyucuyu ihmal etmeyin


Çoğu kişi kış mevsiminde güneş koruyucu kullanmak gerektiğini bilmezken, bilenler de ihmal edebiliyor. Oysa kar tatilinde yükseklikle ve karın yansıtıcı etkisiyle güneş yanığıyla sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Kardan yansıyan güneş ışınları cildimizde hasara yol açabilmektedir. Kışın yüksek faktörlü olması gerekmese de (kar tatili hariç) mutlaka güneş koruyucu kullanılmalıdır. SPF içeren nemlendiriciler hem nem sağlamaya hem de cildimizi UV’nin zararlı etkilerinden korumaya yardımcı olacaktır” diyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kisin-yipratici-ve-yaslandirici-etkisine-karsi-onlemler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kisin-yipratici-ve-yaslandirici-etkisine-karsi-onlemler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kisin-yipratici-ve-yaslandirici-etkisine-karsi-onlemler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kisin-yipratici-ve-yaslandirici-etkisine-karsi-onlemler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/kisin-yipratici-ve-yaslandirici-etkisine-karsi-onlemler/5836/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 10:16:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>ANNE ADAYLARINA 10 KRİTİK ÖNERİ! </title>
			<description><![CDATA[Hamilelik kadınlar için en heyecanlı ve bir o kadar da mucizevi bir süreç kuşkusuz. Ancak anne olmaya karar verdiğinizde hekiminizle mutlaka ön görüşme için randevu alın. Zira, psikolojik olarak hamileliğe ne kadar hazır olsanız da bebeğiniz ve kendi sağlığınız için yapmanız gereken çok önemli şeyler var; örneğin jinekolojik muayene olmak ve bazı yaşam alışkanlıklarınızı değiştirmek gibi!    Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülay Beydilli Nacak, anne adaylarının korunmayı bırakmadan 3-4 ay önce hamilelik öncesi danışmanlık  almalarının son derece önemli olduğuna işaret ederek,   “Hamileliğin planlı olması bu sürecin daha sağlıklı geçmesini, ileride karşılaşılacak olan zorlukların daha kolay ve bilinçli atlatılmasını sağlıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hamilelik öncesinde danışmanlık alın

Hamile kalmadan önce; hamilelik öncesi değerlendirme, muayene ve tetkiklerin yapılması, varsa hastalıkların tedavi edilmesi, hamilelik öncesinde kullanmanız gereken vitaminler ve ilaçların belirlenmesi için mutlaka doktorunuzla görüşün. Zira diyabet, hipertansiyon, tiroit hastalıkları ile sağlıklı kiloda olmamak gibi birçok problem, doğurganlık ve hamilelik sonucunu etkileyebiliyor. Dolayısıyla bu problemlerin hamilelik öncesinde en iyi şekilde tedavi edilmeleri gerekiyor. Hamilelik öncesindeki değerlendirmede ayrıca aşılar gözden geçiriliyor, bağışıklık değerlendirilmesi yapılıyor, çeşitli tarama ve testler, gerekiyorsa cinsel yolla bulaşan enfeksiyon taraması yapılıyor. Bunların yanı sıra hamilelik öncesi yapılan pelvik muayene ile smear testi gibi testlerle hamilelik ve bebeğin sağlığını etkileyebilecek pek çok faktör değerlendiriliyor. 

Her gün 400 mikrogram folik asit şart! 

Vücudumuzdaki hücreler sağlıklı büyümeleri ve gelişmeleri için B vitamini olan folik aside ihtiyaç duyuyorlar. Hamilelikten en az bir ay önce ve hamilelik sırasında vücudunuzda yeterli miktarda folik asit bulunması, gelişmekte olan bebeğinizin beyninde ve omurgasında meydana gelebilecek büyük doğum kusurlarını (anensefali ve spina bifida) önlemeye yardımcı olabiliyor. Dr. Gülay Beydilli Nacak, “Bu nedenle hamile kalmadan önce folat açısından zengin bir diyete ek olarak, her gün 400 mikrogram folik asit almayı ihmal etmeyin” diyor. 

Genetik danışmanlık önemli

Ailenizin sağlık geçmişine dayanarak doktorunuz sizi genetik danışmanlığa yönlendirebiliyor. Ayrıca hamile kalmada zorluk, birden fazla düşük, bebek ölümü, önceki hamilelik sırasında oluşan genetik bir rahatsızlık veya doğum kusuru durumunda, genetik danışmanlık gerekiyor. Dr. Gülay Beydilli Nacak, “Taşıyıcıysanız, kendinizde bu hastalık yoktur, ancak bebeğinize aktarabileceğiniz bir gen değişikliğiniz vardır. Hem siz hem de eşiniz aynı genetik hastalığı taşıyorsanız, bebeğinizin bu tabloya yakalanma riski artıyor” diyor. Hamilelikten önce test yaptırmanın bebeğinizin risklerini değerlendirmenize ve hamile kalma konusunda karar vermenize destek verebileceğini belirten Dr. Gülay Beydilli Nacak, “Kistik fibroz, spinal müsküler atrofi, talasemi ve kırılgan x sendromu, günümüzde sıklıkla taşıyıcılık taraması yapılan genetik hastalıkları oluşturuyor” bilgisini veriyor. 

Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara ve alkol tüketimi; erken doğum, doğum kusurları ile bebek ölümü gibi birçok ciddi soruna neden olabiliyor. Dolayısıyla sigara ile alkolü bırakmanız sizin ve bebeğinizin sağlığı için büyük önem taşıyor. 

Toksik maddelerden korunun

Hamilelik sürecinde zararlı kimyasallar, çevresel kirleticiler, bazı metaller, gübreler, böcek ilaçları, kedi veya kemirgen dışkısı gibi toksik maddelerden kaçınmanız çok önemli.  Dr. Gülay Beydilli Nacak, bu kimyasallar ve toksik maddelerin erkek ile kadınların üreme sistemlerine zarar verebileceğine işaret ederek, “Hamilelik, bebeklik, çocukluk veya ergenlik döneminde toksik maddelere küçük miktarlarda bile maruz kalmak çeşitli hastalıklara yol açabiliyor. Bunun sonucunda hamile kalmayı zorlaştırabiliyor” diyor. 

Sağlıklı kilonuza ulaşın 

Obezite sorunu yaşayan kadınlar hamilelik sürecinde; yüksek tansiyon, hamileliğe bağlı diyabet ve doğum travmaları gibi komplikasyon gelişimi, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserler (rahim, meme ve kolon) dahil olmak üzere, birçok ciddi hastalıklarda daha yüksek risk altında oluyorlar. Tam aksine düşük kilolu kadınlar da aynı riski taşıyorlar. Dolayısıyla obezite veya düşük kilo sorununuz varsa, hamile kalmadan önce sağlıklı kilonuza ulaşmanın ve bu kiloyu korumanın yolları hakkında doktorunuzla konuşun.

Korunmayı bırakın 

Doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, yumurtlamanın normale dönmesi birkaç ay alabiliyor. Dolayısıyla hamile kalmayı düşündüğünüz tarihten itibaren ilacı bırakmanızda fayda var. Bu, vücudunuzun birkaç normal adet döngüsüne sahip olmasını sağlıyor. Hamilelikten önce normal döngülere sahip olmak, hamile kaldığınızda son adet tarihinin belirlemesine yardımcı olabiliyor. Spiralin ise çıkarıldıktan hemen sonra doğum kontrolü etkisi ortadan kalkıyor.

Aşılarınızı yaptırın 

Doğru aşıları doğru zamanda yaptırmak sağlıklı kalmanıza ve bebeğinizi yaşamının ilk birkaç ayında bazı hastalıklardan korumanıza yardımcı olabiliyor. Kızamıkçık (Rubella) hamilelik sırasında size ve bebeğinize zarar verebiliyor. Dolayısıyla bağışıklığınız yok ise hamile kalmadan önce aşılarınızı yaptırmayı ihmal etmeyin.  

Ağız ve diş sağlığınızdan emin olun 

Hamilelik öncesinde ve hamilelik sırasında düzenli diş kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin. Zira bazı çalışmalar, diş eti hastalığı ile prematüre veya düşük doğum ağırlıklı bebeğe sahip olmak arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Dr. Gülay Beydilli Nacak, diş eti hastalığınız varsa hamilelikten önce tedavi olmanızın sizin ve bebeğinizin sağlık sorunlarını önleyebileceğine işaret ederek, “Diş hekiminize hamile kalmayı planladığınızı veya hamilelik sırasında gittiyseniz, hamile olduğunuzu mutlaka söyleyin” diyor. 

Zihinsel sağlığınızı koruyun

“Ruh sağlığı; hayatla başa çıkarken nasıl düşündüğümüz, nasıl hissettiğimiz, nasıl davrandığımızdır ve fiziksel sağlığımız kadar önemlidir” uyarısında bulunan Dr. Gülay Beydilli Nacak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hamilelik hayatınızın en önemli dönemlerinden birisidir ve süreci en sağlıklı şekilde geçirmek için hayatınız hakkında iyi hissetmeniz ve kendinize değer vermeniz gerekiyor. Herkes bazen endişeli, üzgün veya stresli hissedebiliyor. Ancak bu duygular geçmiyorsa ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa uzman yardımı almayı ihmal etmeyin”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/anne-adaylarina-10-kritik-oneri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/anne-adaylarina-10-kritik-oneri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/anne-adaylarina-10-kritik-oneri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/anne-adaylarina-10-kritik-oneri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/anne-adaylarina-10-kritik-oneri/5834/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Jan 2024 11:55:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kas kaybına uğramadan incelmenin ipuçları!</title>
			<description><![CDATA[Fazla kilolarından kurtulmaya çalışanların çok sık başına gelir; yağdan değil kaslardan vermek! Zira kilo vermek için yapılan kalori kısıtlı diyetler yeterli protein içermiyorsa azaltılan enerji kaslardan karşılanıyor ki bu da kas kaybına yol açıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo verme hızı ayda 3-6 kg. arasında değişir. Kilo verme hedefini çok yüksek tutarak dengesiz ve çok kısıtlı beslenmek kas kaybına neden olur; bu da metabolizma hızının yavaşlamasına, vücut direncinin ve performansının azalmasına, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlere, yaşam kalitesinin düşmesine yol açar.  Üstelik ‘yo-yo sendromu’ da kaçınılmazdır yani hızlı verilen kilolar hızla geri alınır. Bu nedenle doğru ve kalıcı kilo kaybı için mutlaka egzersizle desteklenen, kişiye özgü planlanmış beslenme programı uygulanması gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı yağdan kilo vermenin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doğru beslenin

 Her bireyin farklı metabolik yapıları ve yaşam şekli olduğundan öncelikle kişiye uygun ve sürdürülebilir beslenme şeklinin bulunması sağlıklı kilo kaybında kritik önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Sağlıklı kilo kaybının hedefi yeterli protein tüketerek kas kütlesini koruyup yağdan vermektir. Yağ kaybı alınan kalorinin harcanan kaloriden daha olduğu dengeli diyetlerle mümkündür. Günlük alınan gıdaların porsiyon kontrolünü yapmak, açlık tokluk sinyallerine dikkat etmek, yemek seçimlerini daha sağlıklı gıdalardan yapmak önemlidir” diyor. 

İyi karbonhidrat tüketin

 Vücut yağ oranı yanlış karbonhidrat tüketimiyle artıyor. Fazla tüketilen şeker, şekerli içecekler, pasta, kek, bisküvi gibi hızlı kana geçip insülin salgısını hızlı artıran gıdalar, harcanandan fazla kalori alımı ve hareketsiz (sedanter) yaşam vücutta yağ oranını artırıyor. Yağ kaybının sağlanması için beslenmeden tamamen karbonhidratları çıkarmanın doğru olmadığını belirten Dyt. Fatma Turanlı şöyle konuşuyor: “İyi karbonhidratlar olarak sayılabilecek yulaf, bulgur, kinoa, karabuğday, çavdar ekmeği gibi gıdalar hem içerdikleri lif, vitamin ve mineraller açısından hem de tokluk hissini artırdıkları için diyet programlarında düşük porsiyonlarda yer almalıdır. Şeker ve şekerli içecek ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır.”

Düzenli egzersiz yapın

Zayıflama sürecinde uygulanan diyetin mutlaka egzersizle desteklenmesi gerekiyor. Düzenli egzersiz kaybedilen kilonun daha çok yağdan verilmesine yardımcı olurken, insülin duyarlılığı ve metabolizma üzerinde olumlu etkiler sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Kardiyo egzersizler yağ yakımı açısından önerilir, uygun ağırlık veya direnç egzersizleri de kas kütlesini artırmak için önemlidir. Günlük adım sayısının 5000 adım altında olmamasına, haftada 3 gün 45-50 dak. yürüyüş yapılmasına dikkat edilmelidir. Yapılacak egzersiz programları kişiye uygun olacak şekilde uzmanı tarafından planlanmalıdır. Yanlış yapılan egzersizler sorunlara, sakatlanmalara yol açabilir” diyor. 

Bu besinlere sofranızda yer verin

 Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, kilo vermek için mucize yaratan gıda veya içecek olmadığını, bazı besinlerin ise kilo vermeye yardımcı olabileceğini belirterek bu besinleri şöyle açıklıyor: “Yeşil çayda kateşinler, kafein, acı biberde kapsaisin, ananasta bromelin gibi bileşikler metabolizma hızını artırır. Tarçın krom içeriği ile insülin etkinliğini artırmaya yardımcı olur, tatlı yeme isteğini azaltır. Brokoli, kereviz, lahana gibi posa ve mineral vitamin içeriği yüksek sebzeler tokluk hissini artırmaları ve bağırsak çalışmasına yardımcı olmaları dolayısıyla günlük beslenme programına ilave edilmelidir.”

Yeterli ve düzenli uyuyun 

 Yetersiz uyku büyüme hormonu salınımını olumsuz etkilerken bu da protein sentezini ve dolayısıyla kas yapısını bozabiliyor. Vücudun günde 7-8 saat uykuya ihtiyacı olduğunu belirten Turanlı şöyle konuşuyor: “Yetersiz düzeyde uyku kortizol seviyesinde artışa neden olabilir. Yapılan bilimsel çalışmalarda; kortizol düzeyi yüksekliği obezite, insülin direnci ve vücut yağ oranı artışıyla ilişkilendirilmiştir. Kaliteli uyku mutluluk ve dinlenmiş bir vücutla güne daha enerjik başlanmasını sağladığından bu da egzersiz yapma performansını artırır, iştahın kontrol altına alınmasını kolaylaştırır.”

Mutlaka günde 10 bardak su için

Vücudumuzun en temel ihtiyacı olan suyun özellikle kış aylarında yeterince tüketilmediğini, kahve ve çay gibi içeceklerin ise kesinlikle suyun yerine geçmediğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Metabolizmanın düzenli çalışması, elektrolit dengesi, vücuttan toksin atılması ve kana geçen besin ögelerinin vücutta taşınması gibi önemli işlevleri olan su yeterli alınmadığında dehidratasyon denilen susuzluk meydana gelir. Dehidratasyon kişinin yorgun, performansı düşük ve stresli hissetmesine yol açar, hormonal işleyisi etkiler, dolaylı olarak da enerji harcanmasını yavaşlatır. Bu nedenle kilo vermek için 10 bardak su içilmesi temel koşuldur” diyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kas-kaybina-ugramadan-incelmenin-ipuclari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kas-kaybina-ugramadan-incelmenin-ipuclari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kas-kaybina-ugramadan-incelmenin-ipuclari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2024/01/kas-kaybina-ugramadan-incelmenin-ipuclari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/kas-kaybina-ugramadan-incelmenin-ipuclari/5833/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jan 2024 11:51:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İzmir Kınık Sma Tip1 Hastası Defne İçin Birlik Oldu</title>
			<description><![CDATA[SMA Tip1 hastası Defne Gürbulak için Kınık Belediye Başkanı Dr. Sadık Doğruer tarafından istişare ve destek toplantısı düzenlendi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Kınık Belediyesi’nde düzenlenen toplantıya gönüllü belediye personelleriyle Defne bebeğin gönüllüleri de katılım sağladı. Defne bebek için valilik onaylı kampanyada daha neler yapılabilir sorusuna cevap arandı ve istişarelerde bulunuldu.
Yapılan kampanyada bugüne kadar yaklaşık 7 milyon 800 bin Türk Lirası civarında destek geldiği öğrenildi.
Başkan Doğruer’den teşekkür ve destek mesajı
Kınık Belediye Başkanı Dr. Sadık Doğruer desteklerin çok kıymetli olduğunu belirterek: “Bugüne kadar bir liradan bin liraya, maddi ve manevi olarak destek olan özellikle Kınık ve diğer il ve ilçelerdeki gönüllülerimize teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak el ele verirsek hep birlikte başarabilir, Defne bebeği ilacına kavuşturabiliriz.” dedi.
Ailesi ve gönüllülerin çalışmalarıyla yürüyen Defne Yaşasın Kampanyası devam ediyor ve Defne bebek hayata tutunmak için destek bekliyor.

Defne bebeğin tedavisi için;
VALİLİK ONAYLI BAĞIŞ HESAPLARI
TR61 0013 4000 0219 5754 5000 01
Avrupa           
NL66 BUNQ 2088 1077 89 Alıcı: Sma Kids
Alıcı: DEFNE GÜRBULAK
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/izmir-kinik-sma-tip1-hastasi-defne-icin-birlik-oldu/5774/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Oct 2023 10:59:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kemik Metastazında Yeni Gelişen Yöntemler</title>
			<description><![CDATA[Halk arasında ‘kanserin kemiğe sıçraması’ olarak bilinen kemik metastazının görülme sıklığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Son yıllarda kanser tedavilerinin gelişimine paralel olarak yaşam süresi uzadıkça metastatik kemik kanseri ile çok daha fazla karşılaşıldığını belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Kemik metastazı mevcut kanserin ilerlediğini gösterir. Akciğer ve karaciğerden sonra en sık metastaz alan üçüncü bölgedir. Kanser tipine bağlı olarak kemik metastazının görülme sıklığı yüzde 70’i bulabilmektedir” diyor. Hastaların en sık başvuru nedeninin şiddetli ağrı, şişlik, topallama ve kemikte kırık olduğunu, bu nedenle bu tür şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş kemik metastazı hakkında bilinmesi gerekenleri ve tedavide yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Bu Belirtilerle Kendini Gösterebiliyor!
Son yıllarda kanser tedavilerinin gelişimine paralel olarak yaşam süresi uzadıkça metastatik kemik kanseri ile karşılaşma sıklığı da artıyor. Genellikle yavaş seyirli ilerleyen, iyi ve kötü huylu olmak üzere ikiye ayrılan kemik tümörlerinde hastaların sıklıkla ağrı şikayetiyle hekime başvurduğunu, ağrıda belirleyici unsurun ise istirahatta bile devam etmesi ve zamanla şiddetinin artması olduğunu belirten Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Hasta geceleri ağrı nedeniyle uykudan uyanabilir ve standart ağrı kesicilerden yeterli fayda görmeyebilir. Geceleri uykudan uyandıran ağrı kötü huylu kemik tümörlerinin bir göstergesi olsa da nadiren iyi huylu tümörde de görülebilir. Vücutta düzensiz sınırlı, hızlı büyüyen ve ağrılı şişlikler ile topallama da kötü huylu olması açısından uyarıcı olmalıdır” diyor. 

Erken Tanı Hayati Önem Taşıyor!
Sıklıkla 40 yaş sonrası ortaya çıkan kemik metastazı mevcut kanserin ilerlemiş olduğunu gösteriyor. Bu hastalarınalanında uzman hekimler (Ortopedik Onkoloji hekimi, Tıbbi ve Radyasyon Onkolojisi, Patoloji, Radyoloji ve Nükleer tıp) tarafından değerlendirilip tanı ve tedavisine karar verilmesi gerekiyor. Doç. Dr. Gümüştaş, kemik metastazlarının tüm kemiklerde gelişebilmekle birlikte en sık omurga, pelvis (leğen kemiği), femur (uyluk) ve humerus (kol) bölgesinde görüldüğünü belirterek şöyle konuşuyor: “Kemik metastazı tanısının konulmasının hayati önemi vardır. Özellikle kemiğin kendisinden kaynaklanan tümörlerden ve hastanın mevcut tümöründen başka bir odaktan kaynaklanmadığı ortaya konulmalıdır. Aksi taktirde hastanın yaşamını ciddi şekilde olumsuz etkileyecek geri dönüşümsüz hatalara yol açılır.”
Tedavide Çok Hızlı Gelişmeler Yaşanıyor
Son yıllarda teknolojideki ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kemik metastazlarının tedavisinde çok önemli yenilikler yaşanıyor. Bazı iyi huylu tümörler sadece takip edilirken, birçoğunun ameliyat ile çıkarılmasının tedavi için yeterli olduğunu, kemiğin kendisinden kaynaklanan kötü huylu tümörlerin asıl tedavisinin ise ameliyat ile temiz bir şekilde çıkarılması olacağını vurgulayan Doç. Dr. Gümüştaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazılarının tedavisinde cerrahiye ek olarak kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanır. Kemik metastazlarının ameliyat ile tedavisinde kapalı ya da açık yöntemler uygulanabilir. Kemik metastazlarının tedavisinde yeni gelişmeler; görüntüleme eşliğinde (tomografi, seyyar röntgen) kapalı uygulanan yakma (radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon) ve dondurma (krioablasyon) işlemleridir.”

Tümör yüksek ısıda yakılıyor
Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, son yıllarda sık kullanılan yöntemlerden Radyofrekans ablasyon (RF) ile bazı iyi huylu kemik tümörleri ve kemik metastazlarının, tümörün görüntüleme eşliğinde yüksek ısıda kapalı olarak yakılması suretiyle tedavi edilebildiğini belirterek “Bu yöntem özellikle genel durumu çok iyi olmayan ve açık cerrahiyi tolere edemeyecek kemik metastazı hastalarında hayati öneme sahiptir. RF ablasyon işlemi çok spesifik olup özellikle kemik ve yumuşak doku tümör cerrahisi ile ilgilenen Ortopedi ve Travmatoloji hekimi ya da Girişimsel Radyologlar tarafından yapılmaktadır” diyor. Doç. Dr. Gümüştaş bu yöntemde ısının tümör üzerinde eritme/küçültme etkisi gösterdiğine, bazen ameliyata gerek bırakmayabildiğine dikkat çekerek “İyi ve kötü huylu kemik tümörlerinde uygulanabilmektedir. Düşük riskli ve hızlı sonuç alınabilen etkin yöntemdir. Radyoterapiye dirençli ya da tekrarlamış kemik metastazlarında uygulanabilmesi ekstra avantajıdır. Seçilmiş hastalarda radyofrekans ablasyon ile tümörü yaktıktan sonra aynı giriş yerinden çimentolama işlemi güvenle uygulanabilir” diye konuşuyor.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/10/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler/5748/</link>
			<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 10:08:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>    Düşmeyen Tansiyon Kontrol Altına Alınıyor! </title>
			<description><![CDATA[Koroner arter hastalığından kalp krizine, anevrizmadan böbrek yetersizliğine, inmeden görme kaybına… Uzun yıllar hiçbir belirti vermediği için ‘sinsi hastalık’ olarak nitelendirilen hipertansiyon vücudumuzda geri dönüşümsüz hasara, dahası ölüme bile neden olabilen ciddi bir hastalık. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; hipertansiyon dünyada 1.5 milyondan fazla kişiyi etkiliyor ve her yıl yaklaşık 7 milyon kişi yüksek kan basıncının yol açtığı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Ülkemizde de 60 yaş üzerindeki her 2 kişiden 1’inin hipertansiyon hastası olduğu belirtiliyor.
 Hipertansiyon yaşam alışkanlıklarında yapılan düzenlemeler ve ilaç tedavisiyle çoğunlukla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hastalarda düzenli ve çoklu ilaç kullanımına rağmen kan basıncında hedeflenen düşüş sağlanamıyor. İlaç tedavisine dirençli olan bu tablolarda başvurulan ‘renaldenervasyon’ yöntemiyle hastalarda yüz güldüren sonuçlar elde edilebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sezer, son yıllarda giderek yaygınlaşan renaldenervasyon  yöntemiyle, düzenli kullanılan çoklu ilaç tedavisine rağmen düşmeyen kan basıncının kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Renaldenervasyonyöntemi özellikle çoklu ilaç kullanılmasına rağmen tedaviden sonuç alınamayan dirençli hipertansiyonda veya herhangi bir nedenle tansiyon ilacı kullanamayan hastalarda uygulanıyor. Böbrek atardamarları etrafını saran sempatik sinir ağının tahrip edilerek hipertansiyona sebep olan ‘renin’ hormonu salgısının kontrol altına alınması için yakma esasına dayanan bu yöntemle günde 3-4 farklı ilaç kullanmak zorunda kalan hastaların ilaçları azaltılabiliyor veya tamamen kesilebiliyor.Yöntemin ardından kan basıncı değerlerinde altı ay içinde önemli bir düşüş sağlanabiliyor. Bu sayede hipertansiyona bağlı gelişebilecek ciddi sağlık sorunları önlenebiliyor ve hastaların yaşam kaliteleri yükseltilebiliyor” diyor.
Dirençli Hipertansiyonda Alternatif Yöntem
Hipertansiyon, bir başka deyişle kan basıncının 140/90 mmHg üzerine çıkması, hastanın özel durumu ve olası ek sağlık problemleri de göz önüne alınarak hedef kan basıncı değerine (]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/dusmeyen-tansiyon-kontrol-altina-aliniyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/dusmeyen-tansiyon-kontrol-altina-aliniyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/dusmeyen-tansiyon-kontrol-altina-aliniyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/dusmeyen-tansiyon-kontrol-altina-aliniyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/dusmeyen-tansiyon-kontrol-altina-aliniyor/5744/</link>
			<pubDate>Fri, 29 Sep 2023 10:49:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Anne Babalar Dikkat!</title>
			<description><![CDATA[“Odasında tek başına yatmaya korkuyor!”, “Her gece yanımıza geliyor!”, “Gece ışığını kapattırmıyor!”… Son yıllarda pek çok anne baba aynı dertten muzdarip. Arkadaş sohbetlerinde sık sık; çocuklarının gece odasına gitmeye çekindiğini, uykuya dalıncaya kadar mutlaka yanında kalmasını istediklerini, hemen her gece mutlaka yanlarına geldiğini ya da odasına dönmeye ikna edemediklerini belirtirken, arkadaşlarına, internete ya da uzmana başvurararak sorunlarına çare arıyorlar. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden Uzman Psikolog Duygu Kodak yapılan araştırmalara göre çocukların tablet, akıllı telefon ve bilgisayar oyunlarındaki film fragmanları, tanıtımlar ve şiddet içeriklerinden olumsuz etkilendiğini, bu tür etkenlerin gece korkusuna yol açmada çok önemli bir rol oynadığını ortaya koyduğunu vurguluyor. Uzman Psikolog Duygu Kodak, gece korkusu yaşayan çocuklara 5 doğru yaklaşım modelini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  



‘Gece korkusu’ normal gelişimin bir parçası ama!

Gece korkularının birçoğunun normal gelişimin bir parçası olduğunu ve çocukların çevrelerindeki dünyada var olan tehlikelere ilişkin farkındalıkları sayesinde ortaya çıktığını belirten Uzman Psikolog Duygu Kodak “Hatta öyle ki hayaletler, uzaylılar, hırsızlar, canavarlar gibi korkutucu sahneleri hayal etmesine neden olan şey; çocuğun gelişmekte olan bilişsel yeteneğidir” diyor. Ancak yapılan araştırmalara göre; ‘çocuğun normal gelişiminin dışında’ soruna işaret eden gece korkularının son yıllarda hızla yaygınlaştığını, bunda dijital medya kullanımının büyük etkisi olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Kodak şöyle konuşuyor: “Araştırmalar; korkutucu veya şiddet içerikli film fragmanları, tanıtımlar ve oyunların çocuklar için son derece olumsuz etkilere yol açtığını ortaya koyuyor. Küçük çocuklar gerçek ile kurguyu ayırt edemedikleri için rahatsız edici görüntüleri izledikten sonra gece yoğun korku yaşamaya daha fazla yatkın hale geliyorlar.” 


Gece korkusu varsa nasıl yaklaşmalı?

Peki gece korkusu esnasında çocuğa nasıl yaklaşmalı? Uzman Psikolog Duygu Kodak gece korkusu yaşayan çocuklara 5 doğru yaklaşım yöntemini şöyle sıralıyor; 
 

	Erişimini kısıtlayın!


Çocuğunuzun telefon, tablet ve bilgisayar aracılığıyla şiddet veya korkutucu olabilecek herhangi bir şey içeren medyaya erişimini mutlaka kısıtlayın. 
 

	Yatmadan bir saat önce baktırmayın!


Araştırmalar; geceleri yatmadan önce dijital medya kullanmanın uyku kalitesini etkileyebileceğini gösteriyor. Bu nedenle yatmadan en az 1 saat önce telefon, tablet ve bilgisayar kullanımını bırakması için ona yaşına uygun açıklamalar yaparak ikna edin. 
 

	Korkularını dinleyin, küçümsemeyin!


Çocuğunuzun korkularını anlayın. Çocuğunuzun yatmadan önce onu neyin korkuttuğunu söylemesine fırsat verin. Ancak konuşmaya hazır değilse zorlamayın. Korkusunu önemsizleştirmeyin veya dalga geçmeyin. Bir yetişkine saçma gelen korku, çocuğa çok gerçek gelebilir, anlaşılmadığını hisseden çocuk daha fazla kaygı duyar.
 

	Yatağına birlikte gidebilirsiniz!


Çok korkuyorsa ve odasında yalnız kalmaya tahammül edemeyeceğini düşünüyorsanız, yatmadan önce kendisini rahat ve güvende hissetmesine yardımcı olmak için alışana kadar ilk başlarda yatağına birlikte gidebilirsiniz. Uyuyana kadar yatağının yanında kalmanızın sakıncası yok. Gece boyunca yanında bulunduracağı oyuncak ve uykuya dalmasını engellemeyecek loş bir ışık bulundurmak, yatmadan önce kapıyı açık bırakmak da korkularını hafifletebilir.
 

	Yatağının güvenli olduğunu telkin edin!


Çocuğunuz gece yataktan kalkıp odanıza gelirse tekrar yatağına götürün ve güvenliği konusunda rahatlatın. Uykuya dalana kadar yanında kalabilirsiniz. Çocuğunuzu yataktan kaldırmaya teşvik etmeyin, yataklarının güvenli ve rahat bir yer olduğunu öğrenmeleri önemlidir. Yatağında ve her şeyin yolunda olduğunu deneyimleyen çocuk odasının güvenli bir yer olduğunu da öğrenecektir.


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/anne-babalar-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/anne-babalar-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/anne-babalar-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/anne-babalar-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/anne-babalar-dikkat/5738/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Sep 2023 11:05:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kadınlarda 3 Önemli Jinekolojik Kanser</title>
			<description><![CDATA[Dünyada kadınlarda görülen her beş kanserden birini jinekolojik kanserler oluşturuyor. Jinekolojik kanserler her yıl kabaca bir milyon kadında teşhis ediliyor ve yüzbinlerce ölüme neden olabiliyor. Rahim, yumurtalık ve rahim ağzı kanserleri, jinekolojik kanserlerin yüzde 95 gibi büyük bir oranını kapsıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Ülkemizde de sık görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranı yüksek olsa da aslında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Jinekolojik OnkolojiUzmanıProf. Dr. Fuat Demirci,her yıl düzenli olarak yapılan jinekolojik muayenelerin kadın kanserlerinin önlenmesinde veya erken teşhis edilmesinde en önemli faktörü oluşturduğuna dikkat çekerek,“Bu nedenle,her kadının hiçbir yakınması olmasa dahi 21 yaşından itibaren jinekolojik muayene yaptırmayı ihmal etmemesi gerekiyor. Ayrıca adet düzeninde değişiklik, anormal kanama, ağrı, akıntı ve ilişki sırasında oluşan kanamalarda mutlaka hekime başvurulmalı. Bunların yanı sıra jinekolojik kanserlere yol açan risk faktörlerinin bilinmesi ve bu yönde önlem alınması önem taşıyor. Bu üç faktör jinekolojik kanserlerde yaşam kurtarıyor” diyor.

RAHİM KANSERİ
Rahmin iç dokusundan kaynaklanan ve genellikle menopozdan sonra oluşan rahim kanseri erken dönemde tespit edilebilen bir hastalık. Ülkemizde yumurtalık ve rahim ağzı kanserinden daha sık görülen rahim kanserinin tedavisine erken dönemde başlandığında başarı oranı oldukça yükseliyor.
Belirtileri:Menopoz döneminde oluşan vajinal kanama, adet gören kadınlarda ise düzensiz kanamalar ve ara kanamalar, rahim kanserinin tipik belirtilerini oluşturuyor.
Erken tanı için: Rahim kanseri hastaların yüzde 75’inde erken dönemde teşhis edilebiliyor. Dolayısıylaadet gören kadınların düzensiz veya ara kanamalarda, menopoz sonrasında ise bir kez oluşsa dahi vajinal kanamalarda hekime başvurmaları büyük önem taşıyor.
Tedavisi: Erken dönemde rahmin alınması yeterli geliyor ve hayat kurtarıcı oluyor. İleri evrelerde ise rahim, yumurtalıklar, omentumve lenf düğümlerinin alınması gerekiyor. Prof. Dr. Fuat Demirci, cerrahi tedaviye destek için radyoterapi ve kemoterapi yöntemlerine de başvurulduğunu belirterek, “Son yıllarda hastaları pelvik ve paraaortik (karında büyük damarların etrafındaki lenf düğümleri)lenf düğümünün alınmasından korumak amacıylalaparoskopiksentinel lenf nod örneklemesi yapılıyor. Ayrıca moleküler tekniklerle gerçekleştirilen değerlendirmelerde konvansiyonel yöntemlerle atlanma olasılığı olan hastalar etkili biçimde tedavi edilebiliyor. Sentinel lenf nod örneklemesi hastayı hem olası ameliyat komplikasyonlarından hem delenf bezlerinin alınmasından kaynaklanan ayaklarda şişlik ve ödemgibi komplikasyonlardan koruyor” diyor.
                                                                                         
RAHİM AĞZI KANSERİ
Tıp dilinde ‘serviks kanseri’ olarak adlandırılan rahim ağzı kanseri, dünyada kadın kanserleri arasında 4. sırada yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 570 bin kadın, etkeni humanpapilloma virüsü (HPV) olan rahim ağzı kanserine yakalanıyor ve bu kadınların yarısı yaşamını yitiriyor. Bunun nedeni ise erken dönemde belirti vermeyen bir hastalık olması.Rahim ağzı kanseri aslında önlenebilen veya erken evrelerinde başarıyla tedavi edilebilen bir hastalık. Ülkemizdede uygulanan HPV aşısı rahim ağzı kanserinden korurken,smear testi de kanser öncülü lezyonların erken dönemde yakalanmasına yardımcı oluyor.
Belirtileri:Rahim ağzı kanserinde erken dönemde belirtiler görülmüyor.Geç dönemde ise kanlı akıntı, ilişki sırasında kanama ve düzensiz adet kanamaları şeklinde kendini belli ediyor.
Erken tanı için: Hiçbir yakınması olmasa bile 21 yaş üzerindeve cinsel yaşamda aktif olan kadınların düzenli aralıklarla smear testi yaptırmaları şart!Smear testinden şüpheli bir sonuç çıkarsa, HPV araştırması, kolposkopive biyopsi ile kanserin öncül lezyonları saptanabiliyor. Ayrıca 30 yaş üzeri kadınlarda her 5 yılda bir birlikte yapılan smear ve HPV testi de taramada kullanılıyor. Prof. Dr. Fuat Demirci,günümüzde rahim ağzı kanserinden korunmak için en önemli yöntemin HPV aşıları olduğuna işaret ederek, “HPV aşıları kız ve erkek çocuklarda 9 yaşın üzerinde yapılıyor. Ülkemizde de 9 HPV virüsünden koruyan aşıdan üst yaş sınırı olmadan tüm kadınlar faydalanabiliyor. Ancak aşı yaptıran kadınların da smeartestini ihmal etmemeleri gerekiyor” diye konuşuyor.
Tedavisi: Erken dönemde rahim ağzının küçük bir kısmının koni şeklinde alınması yeterli gelirken, ileri dönemlerde ise ameliyatın müdahale alanı genişliyor. Hastalığın ilerlemiş olduğu durumlarda ameliyatın yanı sıra radyoterapi ve kemoterapi tedavisi de gerekebiliyor.

YUMURTALIK KANSERİ
Yumurtalık kanseri ülkemizde jinekolojik kanserler arasında rahim kanserinden sonra 2. sırada yer alıyor. Sinsice ilerlemesi nedeniyle hastaların büyük çoğunluğunda tanı ileri evrede konulabildiği için ölümcül kanser olarak ifade ediliyor. Aslında erken teşhis edildiğinde tedavide yüzde 80-90’lara varan başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.Yumurtalık kanserinin yüzde 10-15’inde genetik geçiş etkili oluyor. Dolayısıyla genetik öykü varlığında gen araştırması yapılarak kadının sıkı takibe alınması büyük önem taşıyor. 
Belirtileri: Yumurtalık kanseri erken dönemde belirti vermeyen bir kanser türü. İleri evrelerde ise daha çok hazımsızlık, karında şişme, bulantı ve kilo kaybı gibi mide-bağırsak sistemiyle ilişkili sorunlara yol açıyor. Gastrit, ülser ve kolit gibi hastalıklara özgü belirti vermesi nedeniyle zaman kaybı oluyor;her 3 kadından 2’sinde hastalık ileri evrede (Evre 3-4) teşhis ediliyor.
Erken tanı için: Yumurtalık kanserinde en önemli erken tanı yöntemi düzenli aralıklarla yapılan jinekolojik muayene ve ultrasonografidir. Riskli olduğu saptanan kadınlarda ise bazı kan testleri (tümör belirteçleri) ve ultrasonografik takip önem taşıyor. Ayrıca genetik risk saptanarak muayene ve takip sıklığı belirleniyor.
Tedavisi: Prof. Dr. Fuat Demirci,cerrahi yöntemin yumurtalık kanserinin temel tedavisini oluşturduğunu belirterek,“Ameliyatta amaç gözle görülebilir kanser hücrelerinin tümünü almaktır. Bu amaçla gerekirse bağırsaklardan bir kısım ve dalak da alınabiliyor. Yumurtalık kanserleri kemoterapiye iyi cevap veren tümörlerdir. Ameliyat sonrasında kemoterapiyle tedavi destekleniyor.” diyor]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/kadinlarda-3-onemli-jinekolojik-kanser.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/kadinlarda-3-onemli-jinekolojik-kanser.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/kadinlarda-3-onemli-jinekolojik-kanser_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/kadinlarda-3-onemli-jinekolojik-kanser.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/kadinlarda-3-onemli-jinekolojik-kanser/5717/</link>
			<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 10:41:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Obeziteyle Mücadelede Etkili Yöntemler!</title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda hızla yaygınlaşan obezite modern çağın en tehlikeli pandemisi olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, vücut yağ kitlesinin normal kabul edilen düzeylerin üzerine çıkması anlamına gelen obeziteyi hastalık olarak kabul ederken, günümüzde dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon erişkinin ve 50 milyon çocuğun obeziteye bağlı önemli sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Yapılan araştırmalar, obezite sıklığının ülkemizde de benzer düzeylerde olduğunu göstermektedir. Obezite hastalığı günümüzde önlenebilir ölüm nedenleri arasında sigaradan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Estetik bir sorundan çok daha öte hayati riske neden olabilen obezite; kalp-damar sistemi hastalıkları, akciğer hastalıkları, diyabet, iskelet sistemi hastalıkları, yüksek tansiyon hatta kanser oluşumuna zemin hazırlamakta ya da hastalığı daha da ağırlaştırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi en riskli on hastalıktan biri olarak kabul etmiştir” diyor. Peki obeziteden kurtulmak için neler yapılabilir? Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya obezite hastalarına 7 adımda yol haritası çizdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Doğru Beslenme
Doğru ve dengeli beslenme, kilo vermede ve sonrasında kilo korunmasında dikkat edilmesi gereken en temel kuraldır. Mevcut yeme alışkanlığımızdan çıkıp yepyeni bir yola girmeliyiz. Glisemik indeksi yüksek olan gıdaları diyetimizde azaltıp, liften zengin beslenmeliyiz. Kan şekerini hızlı yükseltip düşüren gıdalardan uzak durmalıyız. Öğünlerimiz sindirimi zor ürünlerden arınmalı ve sadeleştirilmelidir. Porsiyonlarımız küçültülmeli, gün içi öğün sayısı bazal metabolizmamıza uygun şekilde artırılmalıdır. Gün içinde uygun miktarda karbonhidrat, yağ ve protein alımını sağlamak vücudun ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılamamızı ve devamlılığın sağlanmasını destekleyecektir.Beslenmemizin bu ana hatlar çerçevesinde mümkünse profosyonel destek alarak ayarlanması hem devamlılığı hem de doğru şekilde kilo verimini sağlayacaktır.

Yeterli Su Tüketimi  
Yeterli su tüketimi doğru diyetin vazgeçilmez unsurlarından biri. Tüketilmesi gereken sıvı miktarı bireyin cinsiyetine, çevresel etmenlere göre değişir. Ortalama bir kadının günlük alması gereken toplam sıvı miktarı yaklaşık 2,7 litreyken, bir erkeğin 3,7 litredir. Bu toplam sıvı miktarıdır. Diyetin içeriğine göre içilen su miktarı buna göre ayarlanmalıdır. Su içmek tokluk hissini arttıracağı gibi metabolizmayı canlı tutarak ve enzim aktivitesini optimize ederek kilo vermeyi kolaylaştırır.Katı ve sıvı yiyecekleri eş zamanlı tüketmemek de dikkat etmemiz gereken ana unsurlardan biri olmalıdır. Katı ve sıvı arasında yaklaşık 30 dakika süre bulunması gerekir. Bir öğünde aynı anda katı ve sıvı tüketmememek gerekir.

Hareketli Yaşam Ve Düzenli Egzersiz 
Hareketsiz (sedanter) yaşam kişinin metabolizmasını yavaşlattığından mutlaka hareketli bir yaşam benimsemeliyiz. Ancak kilolu bir bireyin hareket kabiliyeti de beraberinde azaldığı ve hareket azaldıkça kilo alımı da arttığından bu kısır döngüyü önce diyet düzenlemesi ile ve hemen beraberinde hareketli yaşama geçerek kırmalıyız. Harekete geçerken; öncelikle hafif tempolu yürüyüşlerden başlamalı, kısa mesafeden giderek daha uzun mesafelere doğru yol alırken tempoyu da hafif hafif artırmalıyız. Yürüyüş yaşam şeklimizin bir parçası haline gelmeli. Daha sonra buna hafif tempo koşu gibi bir üst basamak aktiviteleri ekleyeceğiz. Eklem problemleri olanlar su içinde egzersiz ya da yüzme ile muhakkak hareketi yaşamlarına katmalı.

Psikolojik Destek 
Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya “Obezite hastalarının  toplum içerisinde yaşadığı problemler toplumdan soyutlanmalarına, hareketsizliğe ve depresyona yol açarken bu da çoğunlukla yeme davranışı olarak geri döner. Bu sosyal yıkıcı  kısır döngünün kırılması bu yoldaki başarıyı elde etmek için elzemdir. Bu nedenle kilolu bireye verilecek psikolojik destek hayati önem taşır. Kilolu bireyin özgüvenini kazanması ve sosyal çevresinde her şekilde varlığının bir değer olduğunu görmesi sağlanmalıdır. Obezite problemi olan bireyin alacağı sosyal destek, olaylara pozitif bakmasını sağlayacak, hayat şekli değişikliğini destekleyecektir. Bu konuda profesyonel destek almak bu yoldaki başarının gizli anahtarlarından biridir” diyor.

Cerrahi Olmayan Yardımcı Çözüm Yöntemleri
Obezite ile mücadelede sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmanın yanı sıra, uygun bireylerde ilaç tedavileri ya da endoskopik yöntemler de fayda sağlayabiliyor. Doç. Dr. Kızılkaya bu yöntemleri şöyle anlatıyor: “Obezite tedavisinde diyete yardımcı olmak adına kullanılan ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar ile yapılan diyet ve beraberindeki yaşam tarzı değişikliği hastaları başarıya götürebilmektedir. Bu konuda iştahı azaltarak yardımcı olan ilaçlar olduğu gibi yağ emilimini azaltan ilaçlar da mevcuttur. Burada önemli olan doğru kişiye doğru ilacı vermektir. Bunun için profesyonel destek almak yani doktor eşliğinde ilaç kullanmak en doğru ve olması gereken yoldur. Endoskopik yöntemler; günümüzde sık uygulanan mide balonu, mide botoksu ve yeni gelişmekte olan endoskopik tüp mide (gastroplasti) işlemleridir. Ancak bu işlemlerden deneysel olanlar vardır. Yardımcı endoskopik işlemler mutlaka bu konuda tecrübeli doktorlar tarafından önerilmeli ve yapılmalıdır.”

Obezite ameliyatları
Diyet ve hayat şekli değişikliğine rağmen kilo verememiş kişilerde obezitenin tedavisinde cerrahi yöntemlerin düşünülebileceğini belirten Doç. Dr. Kızılkaya “Vücut kitle indeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olan, VKİ 35’in üzerinde olup ilgili kronik hastalığı olanlara obezite cerrahisi önerilebilir. VKİ 30-35 arasında olan ancak ciddi diyabeti ve metabolik sendromu olan hastalarda cerrahi, multidisipliner bir yaklaşımla önerilebilecek iyi bir yoldur. Obezite cerrahisi olarak dünyada en sık tüp mide (sleeve gastrektomi) ameliyatı tercih edilmektedir. Daha sonra bypass cerrahileri yer almaktadır. Obezite cerrahisi geçiren hastada hedeflenen kiloya yaklaşık 1 yıl içerisinde varılır. Bu tedavi yönteminde her konunun en uygun şartlarda bir araya gelmesi sağlanarak istenmeyen sonuçların meydana gelmesi engellenmiş olacaktır. Bu nedenle ameliyata karar vermiş olan, obezite sorunu olan bir kişinin bu konuyu çok iyi araştırarak karar vermesi ve bu konuda profesyonel ekip ile bağlantı kurarak tavsiyeler alması çok önemlidir” diyor.

Ameliyat sonrası kilo yönetimi  
Ameliyat olmakla işin bitmeyip aksine yeni başladığını vurgulayan Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Celal Kızılkaya şu uyarılarda bulunuyor: “Ameliyat sonrası diyet değişim basamakları, hızlı kilo verimi döneminde destekleyici takviyeler, takip programı ve eş zamanlı egzersizler vb. hepsi birlikte aynı yolda değerlendirilmesi gereken süreçlerdir. Ve bu yolda takipte cerrahın rolü büyüktür. Takip programı olmadan cerrahinin mutlak başarıya ulaşması ve kalıcılığının sağlanması çok güçtür. Dolayısıyla bu dönemde kişinin düzenli takip programına katılması sağlanmalı ve bu konuda cerrah aktif rol almalıdır. Düzenli kontrol programının olmaması kişide eski alışkanlıklara dönüş ihtimalinin artmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki günümüzde bu konudaki eksiklik nedeni ile tekrar kilo alımları ve tekrar ameliyat olma oranları azımsanmayacak kadar artmıştır. Dolayısıyla bu ana unsurlar çerçevesinde doğru bir plan ile obezite rahatlıkla aşılabilecek ciddi bir sağlık problemidir.”
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/obeziteyle-mucadelede-etkili-yontemler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/obeziteyle-mucadelede-etkili-yontemler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/obeziteyle-mucadelede-etkili-yontemler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/obeziteyle-mucadelede-etkili-yontemler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/obeziteyle-mucadelede-etkili-yontemler/5712/</link>
			<pubDate>Fri, 15 Sep 2023 09:55:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Enfeksiyon Olarak Bilinen Sepsis  Her Yıl 12 Milyon Can Alıyor</title>
			<description><![CDATA[Sepsis için kısa bir tanımlama gerekirse “vücuttaki en ağır enfeksiyon hali” denilebilir. Sepsiste vücut, ağır enfeksiyonlara aşırı tepki verir. Bu, öyle ileri düzeyde bir tepki olur ki, organ yetmezliğinden hayat kaybına kadar önemli sonuçlara yol açar.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Halk arasında “kan zehirlenmesi” olarak da bilinen sepsisin nedeni; virüs ya da bakteriler. Peki, hayatımızın çeşitli dönemlerinde farklı nedenlerle enfeksiyon atlattığımız halde, enfeksiyon nasıl en ağır hale gelereksepsise dönüşüyor? Hayatı nasıl tehdit edebilir hale geliyor? Önlem almak mümkün mü? Bu soruları Acıbadem Ataşehir Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. İsmail Cinel’e sorduk vesepsis hakkında bilinmesi gerekenleri öğrendik.

Dünyada her 5 kişiden birinin ölüm nedeni, sepsis! Hal böyle olunca, sepsis riskini bilmek, düşünmek ve önlem almak gerekiyor. Üstelik yalnızca tıp dünyasının değil, bireylerin de aktif olarak alabileceği önlemler var. Covid-19 pandemisi, dünya çapında enfeksiyonların yol açabileceği büyük riskleri hepimize hatırlattı. 2 yıl boyunca milyonlarca cana mal olan ve hayatımızı alt üst eden pandemi sürecinde pek çok hasta yoğun bakım tedavisi gördü. Ancak Covid-19 nedeniyle yoğun bakımda tedavi gören ve hayatını kaybeden her yüz hastadan 95’inin ölüm nedeni, Covid ilişkili sepsis oldu. Prof. Dr. İsmail Cinel, “Sepsiste vücut, enfeksiyonlara karşı anormal ve düzensiz yanıt veriyor; organların işlevi bozuluyor ve yetersiz kalıyor. Dolayısıyla sepsis, yaşamı tehdit eden klinik bir tablo haline geliyor. Sepsis, ancak yoğun bakım servislerinde tedavi edilecek bir hastalık ve yine yoğun bakımların en ölümcül hastalığı olarak kabul ediliyor” diyor.

Bağışıklık Düzeyini Yükseltin

Sepsis, dünyada her yıl 12 milyon insanın ölümüne yol açıyor. Üstelik bebeklikten yaşlılığa kadar her dönemde kişinin karşılaşabileceği bir risk. Tıp dünyasında sepsis riskini düşürecek yeni tedavi yöntemleri kadar önleyici yöntemlerin de araştırıldığını belirten Prof. Dr. İsmail Cinel önemli uyarılarda bulunuyor. “Kişilerin de bu riskten uzak durmak için yapması gerekenler var. Öncelikle kişisel temizliğe dikkat etmek gerekiyor. Elleri yıkamak çok ama çok önemli. Araştırmalar enfeksiyon etkenlerinin en sık eller yoluyla vücudumuza girdiğini gösteriyor. Elleri yıkamak kadar damlacık yoluyla bulaşın artığı salgın dönemlerinde maske kullanımı da yaşamsal öneme sahip. Onun dışında bağışıklığını güçlü tutacak; sağlıklı beslenme, düzenli uyku, egzersizi hayatının olmazsa olmazları haline getirmesi gerekiyor. Zira enfeksiyonlar bağışıklığın düşük olduğu zamanlarda daha ağır seyrediyor” diyor. Ancak her zaman bağışıklığı bu yollarla yükseltmek mümkün değil. Bazı genetik ya da kronik hastalıklarda ve bazı durumlarda bağışıklık düşük seyrediyor ki bu da enfeksiyonlara davetiye çıkması, bazen de sespis gelişmesi anlamına geliyor.

Kimler Risk Altında?

Hastanede yatan hastaların ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan sepsisin hastaneye tekrar yatışlarda da yine listenin başında yer aldığını belirten Prof. Dr. Cinel, risk altındaki gruplar hakkında şu bilgileri veriyor:
“1 yaş altı bebekler veya 75 yaş üzeri kişiler, kronik hastalar, hamileler, kanser gibi bağışıklık sistemini baskılayan hastalar, organ nakli ameliyatı geçirenler ve uzun süre yoğun bakımda ya da hastanede yatan kişiler daha fazla risk altında oldukları için bu gruplarda enfeksiyon gelişmesi açısından belirli zamanlarda risk faktörlerinin değerlendirilmesi, immunizasyon ya da bağışıklamanın gözden geçirilmesi ve tamamlanması sepsis riskinin gelişmesini önlemek açısından çok önemli!”

Dünyada giderek yaşlı nüfusun artmasının sepsis riskini artıracağını belirten Prof. Dr. İsmail Cinel, bu durumun genellikle yaşlılarda bağışıklığın gençlere göre daha düşük olmasından kaynaklandığına dikkat çekerken “Sepsis gelişen hastaların 2/3 kadarının yaşlılar olduğu tahmin ediliyor. Sepsis tanısı konduktan sonra 28 gün içinde hayatını kaybeden 75 yaş üstü hastalarda,  sepsise yanıt olarak görülen klinik ve laboratuvar değişikliklerin orta yaşlılara göre daha hafif veya yüzeysel olduğu görülüyor. Bu hastaların üçte birinde kan ve enfeksiyon yerinden alınan kültürlerde negatif sonuçlanıyor yani yaşlılarda sepsis tanısı daha zor konuyor” diyor.

8 Önemli Belirti Var! 

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. İsmail Cinel sepsisin önemli 8 belirtisini şöyle sıraladı:

	Titreme, ateş veya vücut ısısında düşüklük, 
	Şiddetli halsizlik/kas ağrıları, 
	“Ölecek gibi” hissetme, 
	Bilinç değişikliği/sersemlik, 
	Sık nefes alıp verme/nefes darlığı, 
	Öksürük, 
	Kalp çarpıntısı/nemli ve soğuk cilt, 
	Gün boyu idrar yapamama


Bunlardan bir ya da bir kaçının görüldüğü durumlarda acilen en yakın sağlık kuruluşuna gitmek gerekiyor.

Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

Çok ciddi hayati riskler taşıyan sepsiste, pek çok hastalıkta olduğu gibi erken tanı çok önemli. Bunun için toplumda öncelikle sepsis farkındalığının artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. İsmail Cinel şunları söylüyor: “Toplumsal farkındalık, önlenebilir ölüm nedenlerinin başında gelen sepsisin görülme sıklığını da düşürecektir. Farkındalık şu şekilde olmalı: Öncelikle kişisel temizlik konusundaki bilinç yükselmeli. Sık sık ellerin yıkanması, yiyecek ve içeceklerin hijyenine dikkat edilmesi gibi. Enfeksiyonlara karşı aşı olmak da olası hastalık risklerini bertaraf eder. Ayrıca özellikle bağışıklığı düşük kişilerin enfeksiyon belirtilerini ciddiye alması, hastaneye başvurmayı ötelememesi erken tanı olanağını da artırarak, tedavi başarısının yükselmesini sağlar.”

Kurumlara Düşen Roller De Var!

Prof. Dr. İsmail Cinel, kişiler kadar, tüm dünyadaki kurum ve kuruluşlara da bu konuda rol düştüğünü belirterek “Temiz su kaynaklarının sağlanması, kamusal temizliğe dikkat edilmesi gibi yönetimlerin yapacağı görevlerin yanı sıra hastanelerde doğum yapılan ortamların hijyeni, özellikle yoğun bakımlar ve ameliyathaneler başta olmak üzere enfeksiyon önleyici uygulamalara sıkı şekilde uyulması, doğru tedavilerle hastanede yatış sürelerinin kısaltılması, hastanelerdeki sağlık çalışanlarının, değişim hızının az olması, hastanelerde havalandırma sistemlerininson teknoloji ile donatılmış olmasıgibi faktörler de sepsis gelişme oranını düşürecek önlemlerdendir” diyor.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/enfeksiyon-olarak-bilinen-sepsis-her-yil-12-milyon-can-aliyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/enfeksiyon-olarak-bilinen-sepsis-her-yil-12-milyon-can-aliyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/enfeksiyon-olarak-bilinen-sepsis-her-yil-12-milyon-can-aliyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/enfeksiyon-olarak-bilinen-sepsis-her-yil-12-milyon-can-aliyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/enfeksiyon-olarak-bilinen-sepsis-her-yil-12-milyon-can-aliyor/5707/</link>
			<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 10:29:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>EÜ Organ Nakli Enstitüsü Alanında Öncü Olacak</title>
			<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazetede yayımlanan karara istinaden Ege Üniversitesi bünyesinde kurulan Organ Nakli Enstitüsü, organ naklinde nitelikli insan gücünü yetiştirmeyi, alana yönelik araştırma geliştirme faaliyetleri sürdürmeyi ve organ nakli konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Organ naklinde bir referans merkezi olan Ege Üniversitesi, yeni kurulan enstitü ile birlikte bu alanda daha da iddialı bir konuma geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Daha önce Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde pek çoğu ilk olan nakiller gerçekleştirdiklerini dile getiren Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “A Plus kalitesinde hizmet veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yaptığımız yatırımların neticesinde tüm sağlık hizmetlerinde olduğunu gibi organ naklinde de kalitemizi ve başarı oranımızı artırdık. Üniversitemizde karaciğer, böbrek, kalp, akciğer, kornea gibi nakiller, modern tıbbi cihazlar kullanılarak uzman hekimlerimizce yapılıyor. Yeni kurulan enstitümüz ile birlikte artık bu alana insan gücü yetiştirip literatüre daha fazla katlı sağlayacak bilimsel çalışmalar gerçekleştireceğiz” dedi.
Enstitü bünyesinde yapılacak çalışmalardan bahseden Prof. Dr. Budak, “Enstitümüz; organ naklinin nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesi, hastaların ve donörlerin yaşam kalitesinin artırılması, organ nakli ile ilgili temel, klinik, immünolojik, biyomedikal teknolojiler ve translasyonel tıp alanlarında araştırmalar yapılması, disiplinlerarası uyum sağlanması gibi amaçlar üzerine çalışma yapacak. Diğer yandan yüksek lisans ve doktora programları ile organ naklinde uzman, nitelikli insan kaynağını yetiştirecek. Kurum dışı paydaşlarla da iş birliği içerisinde olarak İzmir’de ve Ege Bölgesinde organ nakli ve bağışı konusunda toplumsal farkındalık oluşturacak. Sağlık Turizmine katkı sağlayacak faaliyetler yürütülecek.Sadece nakil değil, nakile sebep olacak organ yetmezliği konusunda da önleyici tedbirlere yönelik çalışmalar gerçekleştirilecek. Ayrıca topluma yönelik farkındalık çalışmaları yapılacak” dedi.
Çalışmalarımızı daha görünür kılacağız”
EÜ Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Özbaran ise; “Türkiye’de kurulduğu yıldan itibarençok sayıda hastayı sağlığına kavuşturmak dışında çeşitli kurumlara organ nakli uzmanı hekimler yetiştiren ve bilime çok yüksek katkı sunanOrgan Nakli Merkezimizin yanı sıra ülkemizin ikinci bölgenin ilk Organ Nakli Enstitüsü de faaliyetlerini üniversitemiz çatısı altında sürdürecek. Enstitümüzün kurulması ile birlikte organ nakli alanında bilimsel altyapımız daha da güçlenmiş oldu. Bir yandan eğitim öğretim, araştırma geliştirme faaliyetlerimize ivme kazandıracak diğer yandan da dünya standartlarının üzerinde yetkin ekipler yetiştireceğiz. Kurulacak olan ilgili anabilim dallarının sorumluluğunda geliştirilecek ve şekillenecek olan eğitim ve araştırma-geliştirme projeleri ile diğer tüm faaliyetler,Ege Üniversitesi Organ Nakli Enstitüsü kimliği altında artarak devam edecek ve daha görünür kılınacak. Enstitümüzün ülkemize hayırlı olmasını diler, tüm destekleri için Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak’a teşekkür ederim” diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/eu-organ-nakli-enstitusu-alaninda-oncu-olacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/eu-organ-nakli-enstitusu-alaninda-oncu-olacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/eu-organ-nakli-enstitusu-alaninda-oncu-olacak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/eu-organ-nakli-enstitusu-alaninda-oncu-olacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/eu-organ-nakli-enstitusu-alaninda-oncu-olacak/5706/</link>
			<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 09:32:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Prostat Kanseri Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</title>
			<description><![CDATA[Sinsice ilerleyen ve son yıllarda giderek yaygınlaşan prostat kanseri, dünya genelinde akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı, ülkemizde yeni prostat kanseri tanısı alan hasta sıklığının her 100 bin erkekte 35 olarak saptandığını belirterek “Araştırmalar; metropollerde yaşayanların daha büyük risk altında olduğunu ortaya koymaktadır]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul ve Ankara gibi metropollerdebu oranların Türkiye genelinden daha yüksek olup sırasıyla 43,7 ve 42,6 olduğu bildirilmiştir. Asya kökenli erkeklerde batı dünyasındaki erkeklere göre prostat kanseri daha az sıklıkta görülmekte iken Japonya’dan Amerika’ya taşınan erkeklerde riskin arttığı ve Amerikan vatandaşlarına yaklaştığı görülmüştür. Bu da çevresel ve/veya diyet faktörlerinin de prostat kanseri gelişiminde rolü olabileceğini düşündürmektedir” diyor. Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı 1-30 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı / 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günükapsamında yaptığı açıklamada prostat kanseri hakkında bilinmesi gereken 9 önemli bilgi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Risk faktörlerine dikkat! 
Prostat kanseri için bilinen en önemli risk faktörlerini; ileri yaş, aile öyküsü ve bir takım genetik mutasyonlar (BRCA1 ve BRCA2) olarak sıralayan Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerinde prostat kanseri gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Sigara, aşırı kilo, metabolik sendrom (artmış bel çevresi, trigliserit yüksekliği, HDL-Kolesterol düşüklüğü, hipertansiyon, diyabet) ve beslenme alışkanlıkları (yoğun alkol tüketimi, hayvansal süt ürünlerinden yüksek protein alımı, kızarmış yiyeceklerin aşırı tüketimi, kırmızı et ve işlenmiş et tüketimi) bu risk faktörleri arasında sayılabilir.Diğer potansiyel risk faktörleri arasında;inflamatuar bağırsak hastalıkları (yüksek riskli prostat kanseri ile ilişkili), kellik (prostat kanserine bağlı ölüm riskinde artış), geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve gece vardiyasında çalışma bulunmaktadır.”
Metropolde yaşam, prostat kanseri riskini artırıyor! 
Yapılan araştırmalara göre; metropollerde yaşayan erkeklerin prostat kanseri açısından daha büyük risk altında olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı “İstanbul ve Ankara gibi metropollerde yeni tanı alan prostat kanseri oranlarının Türkiye genelinden daha yüksek olup sırasıyla 100 bin erkekte 43,7 ve 42,6 olduğu bildirilmiştir. Asya kökenli erkeklerde batı dünyasındaki erkeklere göre prostat kanseri daha az sıklıkta görülmekte iken Japonya’dan Amerika’ya taşınan erkeklerde riskin arttığı ve Amerikan vatandaşlarına yaklaştığı görülmüştür. Bu da çevresel ve/veya diyet faktörlerinin de prostat kanseri gelişiminde rolü olabileceğini düşündürmektedir.”
Prostat kanserinden korunmak için!

Güncel veriler ışığında prostat kanseri gelişme riskini azaltmayı amaçlayan spesifik önleyici veya diyet önlemlerini destekleyebilecek kesin bir verinin olmadığını vurgulayan Acıbadem Altunizade Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı, “Buna rağmen araştırmalar; güçlü bir antioksidan olan likopenden zengin olması açısından domatesin özellikle hafif pişirilerek tüketildiğinde prostat kanseri gelişmesinde koruyucu bir rolü olabildiğini gösteriyor. Yine antioksidan özellikleri olan kahvenin günde iki bardak tüketildiğinde prostat kanseri gelişim riskiniazalttığı ve hastalık ilerlemesini yavaşlattığı gösterilmiştir”diyor.
Bu belirtileri göz ardı etmeyin! 
Prostat kanserinde en sık karşılaşılan sorunlar idrar yapma konusunda oluyor. Bu belirtileri; idrar yapma sıklığının artması, ani işeme hissi ile birlikte idrarın gelmesi, idrarda yanma, idrarı başlatma güçlüğü, idrar akış gücünün zayıflaması, idrar yaptıktan sonra idrar kesesini tam boşaltamama hissi ve gece idrar kalkma olarak sıralayan Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı “Bununla birlikte prostat kanseri hiçbir semptom göstermeyebileceği gibi hastalığın evresine bağlı olarak idrar ve menide kan gelmesi, erektil disfonksiyon (sertleşme güçlüğü), bel ve sırt ağrıları (hastalığın kemiklere yayılması sonucu), ayaklarda/bacaklarda şişlik, iştah kaybı ve istemsiz kilo kayıpları gibi ileri evre hastalık semptomları da gösterebilir” diyor.
Genç yaşlarda da görülüyor!
Prostat kanseri hastalarının yüzde 85’inin 65 yaş üzerinde tanı aldığını ancak son yıllarda görülme sıklığının genç yaşlara da indiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı “50 yaş ve altı kişilerde de prostat kanseri görülebildiği ve bu yaş grubunun tüm prostat kanseri tanılı hastaların yüzde 2’sini oluşturduğu akılda bulundurulmalıdır. Ayrıca ailesel prostat kanserleri diğer prostat kanserlerine kıyasla 6-7 yıl daha erken yaşlarda görülebilmektedir. Buna karşın hastalığın agresifliği/klinik seyri açısından bir fark çoğunlukla görülmemektedir” diye konuşuyor.

Şikayetler başlamadan düzenli muayene hayat kurtarıyor! 
Prostat kanserinde şikayetler başlamadan önce tanı konulması hayat kurtarıyor. Hastalığın belilrtileri prostat kanserine özgü olmadığı için henüz şikayetler başlamadan düzenli muayene çok önemli. Bu nedenle ailesinde prostat, meme, over (kadın yumurtalığı) ve Lynch Sendromu (kalın bağırsak kanserleri ile ilişkili kalıtsal bir hastalık) öyküsü olan kişilerin 40’lı yaşlardan itibaren prostat kanseri açısından tarama yaptırması öneriliyor. Erken evrede yakalanan prostat kanserlerinde küratif olarak adlandırılan hastalığı iyileştirebilecek, hastanın yaşam süresini uzatabilecek tedavi seçenekleri bulunuyor.
“Modern çağda hala parmakla muayene mi!” 
Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı “Parmakla yapılan prostat muayenesinde prostat sadece büyüklük yönünden değil özellikle kıvamı yönünden değerlendirilir.Prostatta sertlik, sınırlarında düzensizlik ya da nodül denilen yapıların hissedilmesi prostat kanseri şüphesi oluşturması yönünden önemli muayene bulgularıdır. Deneyimli bir Üroloji uzmanının parmağıyla saptayabileceği muayene bulgularından üstün olabilecek bir görüntüleme yöntemi ne yazık ki henüz geliştirilememiştir.Bu nedenlerden ötürü sadece kanda bakılan PSA testi yeterli olmayıp mutlaka parmakla prostat muayenesi yapılmalıdır. Yapılmadığı taktirde tanıya yönelik önemli adımlardan biri eksik kalacaktır” diyor.

Prostat kanseri tanısı için!
Prostat kanseri taramasında kullanılan en önemli laboratuvar tetkikinin kanda ölçülen PSA testi olduğunu, bu sayede erken tanı konularak prostat kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 50 azaldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı şöyle konuşuyor: “PSA ile ilgili akılda tutulması gereken en önemli konulardan biri ise PSA’nın prostat kanserine değil prostat bezine özgü bir belirteç olduğudur. Yani hiçbir PSA seviyesi prostat kanseri tanısı koymada yeterli olmadığı gibi hastalık tanısını da kesin olarak dışlayamamaktadır. Prostat kanseri tanısı ancak ve ancak prostat biyopsisi ile mümkün olmaktadır.Prostat biyopsisi kararı alınmasındaki iki temel gerekçe ise; parmakla yapılan prostat muayenesinde kanser şüphesi saptanması ve/veya yaşa göre PSA seviyesinin yüksek olmasıdır.”
Prostat kanserinde hedefe yönelik biyopsi!
Prostat biyopsi işlemi lokal ya da genel anestezi altında yapılabiliyor. İşlem sırasında prostat, ultrasonografi yardımıyla gerçek zamanlı olarak görüntüleniyor ve biyopsi için doku örnekleri alınıyor. Günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde “füzyon” ya da “hedefe yönelik” prostat biyopsisi yapılabildiğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı bu yöntemi ve özelliğini şöyle açıklıyor: “Füzyon prostat biyopside işlem öncesi çekilmiş MR görüntüleri ile ultrason görüntüleri özel bilgisayar programları kullanılarak üst üste eşleştirilir ve prostat kanseri şüphesi taşıyan alanların daha doğru bir şekilde örneklenmesi sağlanır.Füzyon prostat biyopsisi ile klinik olarak önemli prostat kanserlerini saptama oranları arttırılırken klinik önemsiz kanser saptama oranları azalmakta, bu sayede tedaviye bağlı oluşabilecek olası yan etkilerden hastalar korunabilmektedir.”
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta/5704/</link>
			<pubDate>Mon, 11 Sep 2023 10:22:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Okul Çağı Çocuklarına 5 Sağlıklı Beslenme Önerisi!</title>
			<description><![CDATA[Okul çağı çocuklarında öğrenme ve kavrama işlevleri önem kazandığı için sağlıklı beslenme alışkanlığı büyük bir öneme sahip. Zira, sağlıksız beslenme enerji ve besin öğelerinin yetersiz alımına neden olabiliyor, bunun sonucunda çocuğun büyüme ve gelişmesinin yanı sıra okul başarısını da olumsuz yönde etkileyebiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Çocuklarda şişmanlık, zayıflık, anemi, çeşitli vitamin eksiklikleri ve diş çürükleri gibi sıkıntılar okul döneminde sağlıklı beslenmeyen çocuklarda sık görülen sorunları oluşturuyor. Ayrıca yetersiz ve dengesiz beslenme yetişkinlik döneminde ortaya çıkan obezite, kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet ile sindirim sistemi hastalıkları gibi birçok hastalığa ve alerjik reaksiyonlara da zemin hazırlıyor.

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) HastanesiBeslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, çocukların beslenme alışkanlıklarının önce aile çevresinde geliştiğini, ardından okul döneminde arkadaşları, öğretmenleri ve çevresel faktörlerin etkisiyle belirginleştiğini belirterek, “Bu nedenle özellikle aileler çocuklarına sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmalı ve bu konuda rol model olmalılar. Tüm aile bireylerinin yemekte bir araya gelmeleri, pişmiş sağlıklı yemekler tüketmeleri, dışardan hazır gıda sipariş etmemeleri, paketli ürün, abur cubur, gazlı içecek, çikolata ve şeker içeren ürünlerden kaçınmaları, çocukların doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarına yardımcı olacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, okul çağındaki çocukların beslenmelerinde ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken 5 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Kahvaltıyı Asla Atlamayın! 
Okul çağındaki çocukların 3 ana 2-3 ara öğünle beslenmeleribüyük öneme sahip. Ancak bu dönemde ‘öğün atlamak’ gibi önemli bir sorun yaşanabiliyor. Özellikle sabah erken uyanıldığı için iştahsız olmakveya okula yetişme telaşı gibi nedenlerden dolayı çocuklarda kahvaltı öğünü atlanabiliyor. Oysa günün en önemli öğününün kahvaltı olduğu bilinen bir gerçek. Yapılan birçok çalışma, düzenli ve dengeli bir kahvaltının okul başarısını olumlu yönde etkilediğini; uzun süren gece açlığından sonra kahvaltı yapmayan çocuklardaisehalsizlik, baş dönmesi,baş ağrısı, yetersiz enerji alımına bağlı düşük konsantrasyon, zihinsel faaliyetlerde azalma ve dikkat eksikliği gibi sorunlar geliştiğini gösteriyor.Bu nedenle çocuklarda kahvaltı öğününün asla atlanmaması gerekiyor.



Sağlıklı Ara Öğünler Hazırlayın
Çocuklarda iştah kontrolünün sağlanması için ara öğün alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, “Burada önemli olan, ara öğünde tüketilen besinin türüdür. Okulların kantinlerinde satılan abur cuburdan ziyade, evde hazırlanan sağlıklı ara öğünler tercih edilmelidir” uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor:“Okul çağı çocuklarına beslenme çantası alışkanlığı kazandırmak aileye düşen en büyük görevdir. Ara öğünde fındık ve ceviz gibi kuruyemişler, kurumeyve-taze meyve, ev yapımı peynirliküçük sandviçler, ayran-yoğurt veya süt ile taze sıkılmış meyve suları sağlıklı alternatiflerdir.”

Tüm Besin Gruplarını Tüketmesi Şart! 
Tek bir besin veya öğün yerine, günlük beslenmenin üzerine odaklanarak çocuğunuzun bir günde tüm besin gruplarını(süt ve süt ürünleri, et/yumurta/kurubaklagiller, ekmek-tahıllar, sebze ve meyveler) tüketmesini sağlamanız oldukça önemli. Gün içindeki beslenmesinde süt ve süt ürünlerinin, yumurtanın, et/tavuk/balığın,sebze ve meyvenin, kurubaklagil ile tahılların mutlaka bulunması gerekiyor.

Fastfood Tarzı Besinleri Sınırlandırın
Fastfood gıdaların fazla oranda trans ve doymuş yağ içermesi beyin hücrelerinde olumsuz etki oluşturarak öğrenmeyi ve hafızayı kötü yönde etkiliyor. Bu olumsuz etkileri nedeniyle çocukların fastfood tarzı yiyeceklerle tanışmamış olmaları en güzeli. Ancak evde böyle bir alışkanlık kazanmasalar bile çocuklar arkadaşlarından etkilenerek bu besinlere alışabiliyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Sungur, fastfood tarzı besinlerisınırlandırmanız gerektiğine işaret ederek,“Mesela çocuğunuz çok sık tüketiyorsa, 15 günde bir veya ayda bir şeklinde sınırlama getirebilirsiniz. Evde düzenli yemek sofrası hazırlanması, ailenin tüm bireylerinin sofranın başında bir araya gelmeleri ve hazır gıdalar yerine evde hazırlanan yiyeceklerin tüketilmesi, çocuklarda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oluşmasında çok önemli rol oynuyor” diyor.

Poğaça, Açma Ve Börekten Kaçının
Poğaça, açma, simit ve börek gibi yağ oranı yüksek hamur işleri yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Zira, besin değerleri olmadığı gibi bu besinler içerdikleri yüksek kalori nedeniyle çocuğun kilo almasına yol açıyorlar. Bunun yanı sıra yağlı ve basit karbonhidrat grubunda oldukları için kan şekerinin hızla yükselmesi ve sonrasında hızla düşmesi sonucuçocukta derste uyuklamaya ve dikkat dağınıklığına sebep olabiliyorlar. Ayrıca tüketildikten sonraki öğünde çocuğun daha hızlı acıkmasına yol açabiliyorlar. Sütün, yumurtanın ve peynirin olduğu proteinden zengin bir kahvaltı çok daha sağlıklı bir seçenek olacaktır.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/okul-cagi-cocuklarina-5-saglikli-beslenme-onerisi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/okul-cagi-cocuklarina-5-saglikli-beslenme-onerisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/okul-cagi-cocuklarina-5-saglikli-beslenme-onerisi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/okul-cagi-cocuklarina-5-saglikli-beslenme-onerisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/okul-cagi-cocuklarina-5-saglikli-beslenme-onerisi/5700/</link>
			<pubDate>Thu, 07 Sep 2023 10:27:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklarda Miyopiye Karşı 6 Önemli Kural!</title>
			<description><![CDATA[Günümüzde özellikle dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, çocuklarda önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Örneğin, çocuklarda en yaygın görülen ve göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen miyopi, bir başka deyişle uzağı net görememe sorununa yol açması gibi! Üstelik son yıllarda çocuklarda miyopi görülme oranında ciddi artış olduğu belirtiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yapılan çalışmalar, miyopinin her dört çocuktan birini etkisi altına aldığını gösterse de Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2050 yılında nüfusun yaklaşık yarısının miyop olması bekleniyor.Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan,miyopinin çocukların okul başarısını ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyebileceğine işaret ederek, “Öyle ki tahtayı göremeyen çocuğun zamanla derslere olan ilgisi azalıyor ve notları düşmeye başlıyor. Oysa erken teşhis ve uygun tedaviyle uzağı görme sorununun ilerlemesi kontrol altında tutulabiliyor, hatta önlenebiliyor. Dolayısıyla çocukların her 6 ayda veya yılda bir, okul çağında ise özellikle okullar açılmadan önce göz muayeneleri olmaları ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları kazanmaları yönünde ebeveynleri tarafından teşvik edilmeleri gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi riskini azaltmak için çocukların daha fazla açık hava aktivitelerine katılmaları ve ebeveynleri tarafından ekrana bakma sürelerinin kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.   

Miyopi için 6 önemli kural!
Tedavi ve takipte önemli olan, miyopinin ilerlemesini kontrol altında tutmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi sorunundaebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: 

	Gün içerisinde, akıllı telefon ve tablet kullanımı gibi yakın aktivitelerini olabildiğince kısıtlayın. 
	Yakın aktivite sürecinde 20 dakikada bir 20 saniye mola vermesini ve 20 metre kadar uzağa bakarak gözünü dinlendirmesini sağlayın.
	Günde en az bir saat açık havada ve gün ışığında, tercihen kalabalık spor aktiviteleriyle zaman geçirmesi için teşvik edin.
	Evde, özelikle çalışma odasının iyi aydınlatılmış olmasına dikkat edin. 
	Üç yaşındaysa akıllı telefon ve tablet kullanmasına izin vermeyin. Dört-altı yaş grubundaysa akıllı telefon ve tablet kullanımının 45 dakikayı aşmamasına özen gösterin. Daha uzun kullanım söz konusuysa iki-üç ayrı zaman diliminde olacak şekilde düzenleyin.
	En önemlisi, 6 ayda bir veya senelik olarak göz muayenesini alışkanlık haline getirin. 
	 

Dijital Alışkanlıklar Miyopi Riskini Artırıyor! 
Miyopi, gözün optik sisteminin bozulması sonucunda uzak nesnelerin bulanık, yakın nesnelerin ise daha net göründüğü bir göz problemini ifade ediyor.Gözün en ön tabakası olan kornea yoluyla göze giren ışık ışınları, gözbebeği aracılığıyla göz merceğine ulaşıyor. Kornea ve göz merceği ışık ışınlarını kırıyor, böylece ışık tam olarak retinanın üzerine düşüyor. Normalde, göz ışığı retina üzerinde odaklandığında, net bir görüntü oluşuyor. Uzağı net görememe durumu, yani miyopide ise göze giren ışık ışınları retinanın üzerine değil, bir miktar önüne düşüyor ve bunun sonucunda bulanık görmeye neden oluyor. Çocuklarda miyopinin ana nedeni genellikle genetik yatkınlık oluyor. Dolayısıyla ailesinde miyopi öyküsü olan çocuklar daha yüksek risk altındalar. Prof. Dr. Muhsin Eraslan, ancak modern yaşam tarzının da miyopiyi tetikleyebildiğini vurgulayarak,“Uzun süreli bilgisayar, tablet ile cep telefonu kullanımı ve açık hava aktivitelerinden yoksun bir yaşam tarzı da miyopi riskini artırabilir” diyor. 

Erken Dönemde Tedavi İlerlemeyi Durduruyor!
Miyopi nedeniyle uzağı bulanık görme sorunu genellikle gözlük veya lens kullanımıyla düzeltiliyor ve çocuğun net görmesi sağlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, net görmeyi mümkün kılan ve miyopinin ilerlemesini durduran tedavi seçeneklerini şöyle sıralıyor: 
 

	Gözlük ve kontakt lensler: Her iki yöntem, çocukların görüş yeteneğini düzeltmek için yaygın olarak kullanılıyor. Gözlük uygulamasında, merkezde tam numaraya sahip olan ve çevreye doğru numaranın azaldığı yeni gözlük camlarıyla miyopinin ilerlemesi durdurulabiliyor.
	Damla tedavisi: Atropin türevi damlaların çok düşük konsantrasyonlarda kullanımıyla miyopide ilerleme durdurulabiliyor. Ancak bu damlaların kullanılmasına karar verildiğinde çocuğun sistemik hastalık ve yatkınlıklarının mutlaka araştırılması gerekiyor. Zira,kalp hastalıkları ve astım varlığında yan ekiler oluşturabildiği biliniyor. 
	Ortokeratoloji: Gece boyunca takılan özel lensler miyopinin geçici olarak düzelmesini sağlıyor.
	Lazer Cerrahi: Belirli bir yaşa geldiklerinde lazer cerrahisi bazı çocuklar için seçenek olabiliyor, ancak genellikle yetişkinlik dönemine erteleniyor.



Miyopinin 5 önemli sinyali! 


	Uzakta bulunan yazıları okumakta zorlanmak
	Okumak için yazıya yaklaşma ihtiyacı duymak
	Televizyon izlerken veya uzaktaki nesneleri görmeye çalışırken sürekli gözleri kısmak
	Gözleri sık sık kırpma ihtiyacı duymak
	Baş ağrıları veya göz yorgunluğu sorunu yaşamak


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/cocuklarda-miyopiye-karsi-6-onemli-kural/5693/</link>
			<pubDate>Tue, 05 Sep 2023 11:29:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Prostat Kanserinde Hayat Kurtaran 4 Öneri</title>
			<description><![CDATA[Prostat kanseri dünyada ve ülkemizde önemli bir sağlık sorunu. Araştırmalar, ülkelerin yüzde 60’ında erkeklerde en sık görülen kanser türü olmasının yanı sıra Batı ülkelerinde bir erkeğin yaşamı boyunca prostat kanserine yakalanma olasılığının yüzde 12,5 olduğunu gösteriyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dolayısıyla her 6-8 erkekten biri bu hastalıkla tanışıyor. Ülkemizde ise erkek kanserlerinde 2. sırada yer alıyor. Türkiye’de ilk teşhiste her yüz hastanın 30’unda hastalığın prostat dışına çıktığı, yani teşhiste önemli bir hasta grubunda geç kalındığı biliniyor.
Artık sadece ileri yaşta değil, genç yaşta da erkeklerin kapısını çalabilen prostat kanserinde bu olumsuz gidişatı tersine çevirmek mümkün! Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek gelişmiş ülkelerde, özellikle fırsatçı tarama programlarının kullanılmasıyla beraber, prostat kanserine bağlı ölüm oranlarında azalma olduğunu belirterek “Prostat kanseri batılı ülkelerde erkeklerde kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ikinci sırada bulunuyor.Tüm dünya için çok önemli bir sağlık sorunu olan prostat kanserinin, insanlarda yaşam süresinin giderek uzamasıyla çok daha yaygın bir hastalık haline geleceği düşünülüyor” diyor.Prostat kanserinde erken tanının hayat kurtarıcı olduğunu, ancak hastalığın kendine özgü bulguları olmadığını belirten Prof. Dr. Can Öbek, bu nedenle tarama yöntemlerinin kritik rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Can Öbek 1-30 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada prostat kanserinde hayat kurtaran 4 önerisini anlattı, önemli uyarılarda bulundu. 


Erken tanı mümkün ve hayat kurtarıyor
Prostat kanserinin sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu ve erken dönemde herhangi bir yakınmaya neden olmadığını belirten Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, bu nedenle erken tanı konusunda gereken önlemlerin alınmasının hayat kurtarıcı olduğunu vurguluyor. Hastalık prostatta sınırlıyken yakalanır ve tedavi edilirse, tam şifa olasılığının çok daha yüksek olduğunu ve erken tanı için en önemli yöntemin PSA denilen (Prostat Spesifik Antijen) prostat bezine özgü bir kan testi yapılması olduğunu belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Bu kan testinin yüksek çıkması kişide prostat kanseri olabileceğini düşündürür.  Ayrıca erken yaşta bakılan değerler, bu kişinin özelindeprostat kanseri için ne kadar risk taşıdığını bize gösterir; takip buna göre planlanır. Önemli olarak, PSA düzeyi kanser harici nedenlerle de yükselebilmektedir. Erken tanı açısından 2. tarama yöntemi ise üroloji hekiminin yaptığı prostat muayenesidir. Burada prostatın kıvamı prostat kanseri açısından değerlendirme yapma olanağı verir. Şüpheli durumda öncelikle bir MR görüntüleme yapılır ve gerekirse biyopsi ile kesin teşhis yoluna gidilir” diyor.

40 yaş sonrası mutlaka tarama testi yaptırın!

Prostat kanserinde ‘Ne zaman PSA testi yaptıralım? Ve ne zaman prostat muayenesi olalım?” şeklinde sorularla çok sık karşılaştıklarını belirten Prof. Dr. Can Öbek bu soruları şöyle yanıtlıyor: “Günümüzde 40-50 yaş arasındaki erkeklerin PSA testi yaptırması ve prostat muayenesi olmasını öneriyoruz. Böylece hem kişinin mevcut durumunu, hem de ileriki yaşantısında prostat kanseri riskini tespit ediyoruz ve bundan sonraki takip sıklığımızı da buna göre ayarlayabiliyoruz. Prostat kanserinin kesin tanısı PSA testi ve/veya muayenedeki şüpheden yola çıkılarak prostat biyopsisi ile konuluyor.  Son yıllarda kullanımımıza giren MR-US füzyon biyopsi teknolojisiyle, prostat biyopsisini çok daha isabetli olarak yapabiliyoruz.”

Bu şikayetlerinizde hekime başvurmayı ertelemeyin! 
Prostat kanseri belirti vermeden sinsice ilerlese de, bazı şikayetleri ihmal etmemek gerekiyor. Sık idrara çıkma, geceleri idrar yapmak için sık uykudan uyanma, zayıf ince ve kesik kesik idrar yapma, idrar yapmaya başlamada gecikme ve idrarın bitiminde idrar kesesini tam boşaltamama hissi, idrar yaparken yanma-ağrı ve idrar veya menide kan görülmesi durumlarında mutlaka zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Can Öbek “Ancak bu yakınmaların bulunması kişide prostat kanseri olduğunu göstermez. Prostatın iyi huylu büyümesi gibi bir çok etken de bu sorunlara yol açabilir. Üroloğun değerlendirmesi yakınmaların nedenini ortaya çıkartacaktır. Öte yandan geç dönem prostat kanserinde halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık, soluk renk ve sırt, bel, bacak ağrıları gibi şikayetler olabilir” diyor.

Yaşam biçiminize dikkat edin
Prostat kanserinde genetik geçiş önemli bir rol oynuyor. Birinci derecede akrabada hastalığın bulunması ile hastalık riskinin 2 katına çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Can Öbek şöyle konuşuyor: “Ailede iki veya daha fazla birinci derecede akrabada hastalığın bulunması durumunda ise bu oran 5- 11 kat arasında artış gösteriyor.” Ancak, doğru yaşam tarzını benimseyerek, prostat kanserine karşı koruyucu genlerimizi aktif hale getirip, prostat kanserine yol açan genleri de sessizleştirebileceğimizivurgulayan Prof. Dr. Can Öbek, bu konuda; şişmanlıktan kaçınmayı, sigara içmemeyi, Akdeniz tipi beslenme tarzını benimsemeyi ve düzenli egzersiz yapmayı öneriyor.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-4-oneri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-4-oneri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-4-oneri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/09/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-4-oneri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/prostat-kanserinde-hayat-kurtaran-4-oneri/5691/</link>
			<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 11:58:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bilinçsiz Ağrı Kesici Kullanmayın </title>
			<description><![CDATA[Anne babaların çocuklarında en sık duydukları şikayetlerin başında ‘karın ağrısı’ geliyor. Öyle ki ilkokul çağındaki her 4 çocuktan 1’i karın ağrısından yakınıyor. Genellikle hatalı beslenmeyle ilişkilendirilse de karın ağrısı aslında apandisit ve bağırsak tıkanıklığı gibi yaşamsal sağlık sorunlarının habercisi de olabiliyor. Dolayısıyla bu şikayetleri ‘Gaz ağrısıdır geçer’ diyerek hafife almak tedavinin gecikmesine ve tablonun daha da ağırlaşmasına neden olabiliyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Evşen Çetin,çocuklarda gelişen karın ağrısında hekime başvurmanın en doğru yaklaşım olduğuna dikkat çekerek, “Ayrıca ebeveynlerin çocuklarına gelişigüzel ağrı kesici ilaç vermekten kaçınmaları büyük önem taşıyor. Zira, hekim önerisi olmadan kullanılan ağrı kesiciler altta yatan nedeni saklayabiliyor. Bunun sonucunda hastalık ilerleyebiliyor ve tedavisi güçleşebiliyor” diyor. 
Her 4 çocuktan birinde görülüyor! 
Karın ağrısının çocukluk çağında sık görülen, herhangi bir hastalığa özgü olmayan bulgulardan biri olduğuna değinen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Evşen Çetin,bu durumu “Çocuklar erişkinlerin küçültülmüş versiyonları olmadıkları için erişkinlerden farklı değerlendiriliyorlar. Organların çoğu karın bölgesinde yerleşiyor. Karın bölgesinin çocuklarda diğer organlara daha yakın olması nedeniyle de ağrılar sıkça bu bölgede görülüyor” sözleriyle açıklıyor. Her 4 çocuktan 1’inde ara ara görülen karın ağrısı şikayetine kız çocuklarında daha fazla rastlanıyor. Bunun nedeni ise kız çocuklarında idrar yolu enfeksiyonu ve sindirim problemlerinin daha sık yaşanması. Ayrıca 2 yaş civarındaki çocuklarda yüzde 3 oranında görülen karın ağrısı şikayetleri, 5-7 yaş aralığında yüzde 5, 8-12 yaş aralığında ise yüzde 25’e kadar yükseliyor. 
Mide ve bağırsak enfeksiyonuna dikkat!
Karın ağrısının nedenleri ve sıklığı yaşa göre değişebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Evşen Çetin,çocuklarda karın ağrısının en sık sebebinin ‘gastroenterit’ adı verilen ve bakteriyel veya viralenfeksiyona bağlı ortaya çıkan mide ile bağırsak enfeksiyonu olduğunu ifade ediyor. Ayrıca kabızlık, besin zehirlenmesi, laktoz duyarlılığı gibi sindirim sorunları, karaciğer, bağırsak veya safra yolunda oluşan sorunlar, idrar yolu enfeksiyonu ile zatürre gibi enfeksiyon hastalıkları, bazı ilaçların yan etkileri de karın ağrısına yol açabiliyor. Cerrahi olarak acil müdahale gerektiren apandisit gibi durumlarda da şiddetli karın ağrısı olabiliyor. Dr. Evşen Çetin,okul dönemindeki çocuklarda sıklıklasebebi olmayan ağrılar görüldüğünü belirterek,“Çocuk doktoru tarafından değerlendirilen çocuğun terapi veya ruhsal destek için ilgili uzmana yönlendirilmesi gerekebiliyor” diyor.

Hekime ne zaman başvurmalı?
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Evşen Çetin, aşağıda yer alan belirtilerden biri bile varsa, hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor: 
• Karın ağrısı uykudan uyandırıyorsa
• Başka bir şeyle ilgilenmeye engel oluyorsa
• Yüksek ateş ve yoğun halsizlik varsa
• Dışkıda kan görüldüyse
• Öksürük veya idrarda yanma varsa
• Yüzde şişlik ve döküntü gelişmişse
• Baş dönmesi varsa
• Cilt soluk görünüyorsa
• Kusma ile birlikte beslenmeyi engelliyorsa
• Nedensiz kilo kaybı veya büyümede yavaşlamaya neden oluyorsa


Hangi hastalıklara işaret edebiliyor?
Dr. Evşen Çetin,çocuklarda karın ağrısının işaret edebildiği hastalıklar konusunda şu bilgileri veriyor:  
• Karın ağrısı göbek çevresinde başlayıp karnın sağ alt tarafına indiyse apandisit 
• Karın ağrısı ve kusma, karın bölgesinde şişlik, gaz ve dışkılama yapılamaması durumunda bağırsak tıkanıklığı
• Sık idrara çıkma ve idrarda yanma varsa idrar yolu enfeksiyonu
•Travma öyküsü ve sonrasında ağrı varsa karın içi organ yaralanması 
• Aralıklı kramp, karında şişlik, karnın üst tarafında ele gelen kitle ve çilek jölesi kıvamında dışkılama eşlik ediyorsa bağırsağın iç içe geçmesi gibi durumlar söz konusu olabiliyor]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/bilincsiz-agri-kesici-kullanmayin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/bilincsiz-agri-kesici-kullanmayin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/bilincsiz-agri-kesici-kullanmayin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/bilincsiz-agri-kesici-kullanmayin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/bilincsiz-agri-kesici-kullanmayin/5685/</link>
			<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 13:49:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hamilelik Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
			<description><![CDATA[Hamilelik kadınların yaşamlarında özel bir dönem olan mucizevi bir süreç. Kadının bedeninde yeni bir hayatın oluştuğu bu evre büyük bir sevinç ve heyecanla karşılanıyor. Ancak özellikle ilk hamilelikte, mutluluğun yanı sıra anne adaylarında anksiyete de sık görülüyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Daha önce tecrübe edilmeyen bu yolculuk sürecinde eş dosttan duyulan veya sanal ortamdan edinilen bazı bilgiler nedeniyle ‘ya bebeğime bir şey olursa?’ düşüncesi anne adaylarının mutlu ama bir o kadar da kaygılı olmalarına neden olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aysel Nalçakan, hamileliğin mutlaka hekimin yönlendirmesi ve takibi altında geçirilmesi gereken bir süreç olduğuna dikkat çekerek, “Her adımın, her kararın dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve doğru bilgilere dayanması, anne ile bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle anne adaylarının hamilelik ile ilgili merak ettikleri her konuyu hekimlerine danışmaları çok önemlidir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aysel Nalçakan, toplumda hamilelikle ilgili doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Anne adayı aşerdiği besini mutlaka tüketmeli. YANLIŞ! 
DOĞRUSU: Anne adayının aşerdiği besini tüketmezse bebekte doğum lekesi gelişeceğine veya bebeğin bir uzvunun eksik olacağına yönelik yaygın bir kanı var. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aysel Nalçakan, bu bilginin kesinlikle doğru olmadığına işaret ederek, “Aşermek anne adaylarında psikolojik bir durum. Hamilelikte temel kural, doğru ve dengeli beslenme olmalı. Anne adaylarının istedikleri her besini tüketmeleri hedeflenen kilodan daha fazla almalarına ve bunun sonucunda gebelik şekeri ile gebelik tansiyonu gibi önemli hastalıkların oluşmasına yol açabiliyor” diyor. 

Saç boyatılmaz ve makyaj yapılmaz. YANLIŞ!  
DOĞRUSU: Anne adayları hamilelik döneminde saçlarını boyatabilir ve makyaj yapabilirler. Dr. Aysel Nalçakan, hamileliğin 3. ayından sonra saç boyatılmasında bir sakınca olmadığına işaret ederek, “Alerjik reaksiyon riskini önlemek için işlem mutlaka iyi havalandırılmış bir yerde gerçekleşmeli ve boya tüm saça uygulanmadan önce alerji testi yapılmalı. Hamilelikte anne adayları makyaj da yapabilirler. Ancak bu dönemde cilt daha hassas olabileceği için cilt tipine uygun ve hipoalerjenik ürünler tercih edilmeli, aşırı kimyasal içeren ürünlerden kaçınılmalı. Gün sonunda da makyaj mutlaka temizlenmeli” diyor. 

Hamilelik döneminde spor yapılmaz. YANLIŞ!
DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, uzmanlar hamilelik sürecinde düzenli spor yapmanın son derece önemli olduğuna dikkat çekiyorlar. Zira hareketsizlik nedeniyle anne adayının normalden fazla kilo alması; gebelik diyabeti, gebelik tansiyonu, iri bebek ve erken doğum gibi ciddi tablolar oluşturarak hem anne adayının hem de bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Ayrıca düzenli spor yapan anne adaylarında doğum süreci daha kolay geçiyor. Bu nedenle hamilelikte düzenli olarak yürüyüş, yüzme veya hafif egzersizlerin mutlaka yapılması gerekiyor. Örneğin, haftada 3-4 gün 30 dakika boyunca yürümek anne adayının kendisini fiziksel olarak daha güçlü ve zinde hissetmesine katkı sağlıyor. Erken doğum veya kanama riski taşıyan hamileler ise ağır ve riskli sporlardan kaçınmalı.  

Bebeğin saçları çıktığında mide ekşimesi başlar. YANLIŞ!  
DOĞRUSU: Hamilelikte mide ekşimesi genellikle ‘bebeğin saçları çıkıyor’ şeklinde yorumlanıyor. Bebeklerde saç çıkmaya başladığında midede ekşime sorunu oluşabilse de asıl neden sıklıkla reflü hastalığı oluyor. Bebeğin gelişimiyle birlikte progesteron hormonu seviyesi yükselince normalde sıkıca kapalı olan alt özefagus sfinkteri bağları gevşemeye başlıyor. Gevşeme nedeniyle besinlerin ve mide asidinin yemek borusu ile boğaza geri gelmesi ‘reflü’ olarak adlandırılıyor. Hamilelikte yaygın görülen reflü, doğumun ardından çoğu annede kendiliğinden ortadan kalkıyor.

Diş tedavisi bebeğe zarar verir. YANLIŞ!
DOĞRUSU: Hamilelikte diş ve dişeti sorunlarının ihmal edilmemesi büyük öneme sahip. Aksi halde erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riski artıyor. Dolayısıyla rutin diş kontrollerinin aksatılmaması gerekiyor. Tedavi edilmesi gereken bir sorun varsa ilaç tedavisi uygulanabiliyor veya diş çekimi yapılabiliyor. Acil değilse 3 aylık dönem geçtikten sonra tedavi tercih edilirken, acil bir durum varlığında ise hızlıca müdahale ediliyor.

Hamilelikte cinsel ilişki zararlıdır. YANLIŞ
DOĞRUSU: Hamilelik sürecinde cinsel ilişki bebeğe herhangi bir zarar vermediği gibi, oluşturduğu mekanik etkiyle rahim ağzından birtakım maddelerin salgılanmasını sağlayarak doğumu da kolaylaştırabiliyor. Dolayısıyla bu riski taşımayan anne adaylarının rahat ettikleri sürece son haftaya kadar cinsel ilişkiye girmeleri sağlığı olumsuz etkilemiyor. Ancak düşük ve erken doğum riski varsa cinsel hayatın kısıtlanması gerekiyor.

Normal doğumdan sonra cinsel yaşam eskisi gibi olmaz. YANLIŞ!
DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine vajinal bölge yaklaşık olarak 6 hafta içinde eski halini aldığı için normal doğum cinsel yaşam üzerinde olumsuz bir etki oluşturmuyor. Eğer doğum sonrasında vajina eski haline dönmezse günümüzde uygulanan operasyonlarla vajinadaki genişlik kolaylıkla daraltılabiliyor.

Hamilelikte sırtüstü yatılmaz. YANLIŞ! 
DOĞRUSU: Anne adayları kendilerini rahat hissettikleri her pozisyonda uyuyabilirler. Ancak ilerleyen haftalarda, özellikle de 3. trimesterde büyüyen rahim damarlar üzerinde bası yaparak kalbe dönen kan miktarını azaltabiliyor. Bunun sonucunda kan basıncı düşebiliyor ve yine diyafram basısı nedeniyle solunum güçlüğü oluşabiliyor. Bu nedenle hekimler hamileliğin son haftalarında sol yan tarafa doğru yatılmasını tavsiye ediyor. Dr. Aysel Nalçakan, “Ancak sırtüstü yatmakta herhangi bir güçlük çekilmiyorsa, bu pozisyonda yatılmasında veya uykuda pozisyon değiştirilmesinde bir sorun yoktur” diyor. 

Şeker yükleme testi yapılması sakıncalıdır. YANLIŞ! 
DOĞRUSU: Şeker yükleme testi hem anne adayı hem de bebek için tamamen güvenli bir test. Şeker yükleme testiyle vücuda alınan şekerin daha fazlası hamileler tarafından gün içinde zaten tüketiliyor. Oysa tanı konulmayan ve bu sebeple kontrol altına alınamayan diyabet; bebekte erken doğum, yapısal anomaliler (kalp, sinir sistemi vb), gebelik tansiyonu ve iri bebek gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle ek risk faktörleri yoksa, hamileliğin 24-28. haftaları arasında (ek risk varsa bazen hamileliğin erken haftalarında da) mutlaka şeker taraması yapılması gerekiyor.

Tüp bebek tedavisi sonrasında mutlaka sezaryen doğum olmalı. YANLIŞ! 
DOĞRUSU: Takipleri normal giden ve tek bir bebek olan hamilelikte mutlaka sezeryan ile doğum gerekmez. Sağlıklı devam eden hamilelikte anne adayları normal doğum yapabilirler.

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/hamilelik-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/hamilelik-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/hamilelik-hakkinda-bilinmesi-gerekenler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/hamilelik-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/hamilelik-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/5680/</link>
			<pubDate>Fri, 25 Aug 2023 10:16:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Her 10 Kişiden 3’ü Tansiyon Hastası…</title>
			<description><![CDATA[Birbiri ardına gelen sıcak hava dalgaları, her 10 kişiden 3’ünün yüksek tansiyon hastası olduğu ülkemizde kalp ve damar sağlığını zorlayacak sonuçlara yol açıyor. Yüksek sıcaklık ve yüksek nem faktörleri bir araya geldiğinde daha fazla kan akışına, dolayısıyla kalbin normal bir güne göre dakikada iki kat daha fazla kan pompalamasına ve daha hızlı atmasına yol açıyor. Oysa ki basit önlemlerle kalp için stres yaratan ve yüksek tansiyonu tetikleyen bu sıcak havanın etkisinden korunmak mümkün. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan vücudun atar damarlarını etkileyen yüksek tansiyonun (hipertansiyon), kalbin kan pompalamak için daha çok çalışmasını gerektirdiğini ve bunun da kalbin zorlanmasına neden olduğunu belirterek ülkemizde erişkin nüfusun yüzde 31,2’sinde hipertansiyon görüldüğüne dikkat çekiyor. 
 Bu sayılara dikkat!
Hava şartları, belirli sağlık sorunlarının tetiklenmesinde rol oynuyor. Yüksek sıcaklıklar ve yüksek nem, yüksek tansiyon hastalığı olan kişiler için ciddi sağlık sonuçlarına neden olabiliyor. En büyük riskler ise, sıcaklığın 21 derecenin üzerinde ve nemin yüzde 70'in üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. 50 yaşın üzerinde, fazla kilolu veya kalp, akciğer veya böbrek rahatsızlıkları olanlar başta olmak üzere bazı insanlar nemden etkilenme açısından daha yüksek riskle karşı karşıya kalıyor. 
 Sıcak, tansiyon düşüklüğüne yol açabilir
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, sıcak havaların yüksek tansiyonu nasıl etkilediğini şu sözlerle anlatıyor: “Kan basıncı vücudun ısıya maruz kalmasından etkileniyor; yüksek sıcaklıklar ve yüksek nem cilde daha fazla kan akışına neden oluyor. Bu da, kalbin normal bir güne göre dakikada iki kat daha fazla kan pompalamasına ve daha hızlı atmasına yol açıyor; sıcak havalarda vücut ısı kaybetmek için cilde giden kan akımını artırıyor. Bu da damarlarda gevşeme sağlayarak gerçekleşiyor. O yüzden yaz aylarında kan basıncı normal insanlarda daha düşüktür. Ancak hem terleme hem de damar yatağının gevşemesi tansiyonu özellikle ilaç alan hastalarda ileri derecede düşürebilir. Ayrıca bazı hipertansiyon ilaçları güneşe duyarlılığı artırır. Sonuç olarak, daha yüksek güneş yanığı riskine ve ciltte kabarcıklara veya kızarıklığa neden olabilen aşırı duyarlılık reaksiyonlarına sebep olabilir”. 
Isı ve terleme ise ayrıca vücuttaki sıvı miktarını ve kan hacmini azaltarak vücudun susuz kalmasına yol açabiliyor. Bu durum da, vücudun soğuma kabiliyetine müdahale ederek kalp üzerinde stres yaratabiliyor. Ayrıca ilaçların vücutta dağılımlarına ve etkisinin değişmesine neden oluyor. 
10 öneriyi dikkatle uygulayın
Peki, bu kadar yaşamsal süreçleri tetikleyen sıcak havalardan nasıl korunmalıyız? Kardiyolog Prof. Dr. Murat Turfan, kalp ve damar sağlığımızı korumak için alınabilecek 10 öneriyi şöyle sıralıyor:   

	Bol su veya sağlıklı içecekler içerek susuz kalmayın. Su en iyisidir ama kalp yetmezliğiniz olduğu için sıvı alımınızı kısıtlamanız söylendiyse, doktorunuzla konuşmalısınız.
	Alkollü içkiden kaçının. Alkol su kaybına neden olduğundan vücudunuz susuz kalabilir. 
	Yüksek su içeriğine sahip, iyi vitamin ve mineral kaynağı olan salata ve meyve gibi soğuk yiyecekleri tüketin. 
	Evinizi serin tutmaya çalışın. Direkt güneş ışığı alan pencereleri varsa panjur veya perde ile kapatın. Dışarısı evinizden daha soğuksa pencereleri açın. Evinizi daha sıcak hale getirebileceklerinden, ihtiyacınız olmayan tüm ışıkları veya elektrikli ekipmanı kapatın.
	Uyumak için evinizin en serin yerini seçin.
	Hafif, bol giysiler giyin.
	Gündüz 11:00 ile 15:00 saatleri arasında günün en sıcak saatlerinde güneşten uzak durun. Çıkacaksanız güneş kremi sürün, şapka takın ve yanınızda su taşıyın.
	Aşırı fiziksel egzersizden kaçının.
	Bazı ilaçlar, vücuttaki su oranını ve yüksek sıcaklıklara tepki verme yeteneğinizi etkileyebilir. Eğer şu ilaçları kullanıyorsanız yaz aylarında doktorunuza danışın: Beta blokerler ve diüretikler dahil olmak üzere yüksek tansiyon için kullanılan ilaçlar; antihistaminikler veya dekonjestanlar gibi alerji ilaçları ile antipsikotikler gibi psikiyatri ilaçları. 
	Tıpkı yüksek sıcaklıklarda vücudunuzu serin tutmanın yollarını bulmanız gerektiği gibi, ilaçlarınızı da aşırı sıcağa maruz kalmamaları için uygun şekilde saklayın. Diyabet tedavisi için kullanılan insülin de dahil olmak üzere bazı ilaçlar sıcaklık değişimleri sırasında bozulabilir. İlaçları serin ve kuru bir yerde saklayın. İlaçları banyoda, pencere pervazında veya bir araçta saklıyorsanız, aşırı ısı ve nemden etkilenme oranını düşürmek için ilacı orijinal kabında saklayın.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/her-10-kisiden-3-u-tansiyon-hastasi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/her-10-kisiden-3-u-tansiyon-hastasi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/her-10-kisiden-3-u-tansiyon-hastasi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/08/her-10-kisiden-3-u-tansiyon-hastasi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/her-10-kisiden-3-u-tansiyon-hastasi/5673/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 10:32:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Güneş Kremi Seçerken 7 Önemli Kurala Dikkat!</title>
			<description><![CDATA[Güneş ışınlarına uzun süreli ve korunmasız bir şekilde maruz kalmak deri üzerinde çeşitli problemlere yol açabiliyor Özellikle ultraviyole A ve B ışınlarının neden olduğu bu problemlerin başında güneş yanıkları, deride lekelenmeler, kırışıklıklar ve cilt kanserleri geliyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Bu hastalıkların yanı sıra akne, rozasea (gül hastalığı), lupus hastalığı, vitiligo gibi dermatolojik rahatsızlıkların alevlenmesinde de güneş önemli rol oynayabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uz. Dr. Gürkan Yardımcı, güneş ışınlarının cilde etkileri ve güneşten koruyucu kremlerin seçimi hakkında bilgi verdi.  
 
Çocukluk çağından itibaren güneş ışınlarına maruz kalmak açık tenli bireylerde özellikle yüz, kol ve gövdede çillenmeye neden olabilmektedir. Gebelik döneminde ve hormonal ilaç kullanımı olan kişilerde ise özellikle yüz bölgesinde koyu kahverengi-siyahımsı renkte lekelenmelere yol açabilir.
Uzun süreli ultraviyole ışınlarına maruziyet sonucu yüz, saçlı deri, alt dudak, kulak ve el sırtı derisinde sonradan oluşan ve iyileşmeyen yaralar yeni gelişen bir cilt kanserinin habercisi olabilir.
Yaşantısının büyük bölümünü açık havada geçiren kişiler, (denizciler, tarım işçileri, balıkçılar vb.) geçmişinde çok sık güneş yanığı öyküsü olanlar (özellikle ikinci ve üçüncü derece güneş yanığı) risk altındaki grupta yer almaktadır. 
 
Yoğun güneş hasarı benleri kansere dönüştürebiliyor

Genetik olarak melanom adı verilen cilt kanserine yatkınlığı olan bireylerin derideki benleri güneş ışınlarının etkisiyle değişim gösterebilir ve kanserleşebilir. Benlerde zaman içerisinde gelişebilecek asimetrik yapılar, renk değişimi, boyutta büyüme, benin sınırlarındaki ve yapısındaki değişiklikler yakından takip edilmeli, gerektiği takdirde bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. 
 
Güneşten doğru bir şekilde korunmak önemli 

Güneş ışınlarının etkisiyle meydana gelebilecek bu sorunları engellemenin yolu ise güneşten doğru bir şekilde korunmaktan geçmektedir. Güneşten korunma seçenekleri arasında şapka ve şemsiye kullanımı, güneş gözlüğü gibi aksesuarları kullanmak, kolları ve bacakları koruyan, pamuklu ve açık renkli giysiler giymek en sık tercih edilen yöntemlerdendir. Ancak çok sık ihmal edilen ve çoğu kişi tarafından yanlış kullanılan güneş kreminin özellikle açıkta kalan deri alanlarında kullanımı oldukça önemlidir. Güneş kremi bilinenin aksine sadece yaz aylarında değil, her mevsim kullanılmalıdır. Kullanılan güneş kreminin SPF yani güneş koruma faktörü ise 30’un altında olmamalıdır. 
 
Yüz bölgesine yarım çay kaşığı kadar uygulanmalı

Dışarıya çıkmadan 20-30 dk önce açıkta kalan tüm deri alanlarına en az SPF 30 özellikli bir güneş kremi sürülmelidir ve bu işlem kapalı ortamlarda bulunulsa bile her 2-3 saatte bir tekrar edilmelidir.  Yüz bölgesi için gereken güneş kremi miktarı ise yaklaşık olarak yarım çay kaşığı kadar olmalıdır. Ancak kulaklar, boyun bölgesi ve dekolte bölgesine de güneş kreminin sürülmesi unutulmamalıdır. Güneş koruyucu kremlerin olarak çoğu suya dayanıklı üretilse de suyla temas sonrasında koruyuculuğu azalmaktadır. Bu nedenle denize ve/veya havuza girip çıktıktan hemen sonra cilt yıkanıp kurulanmalı ve güneş kremi hemen tekrar sürülmelidir.
 
Hem cilt tipine hem de sürülecek bölgeye uygun olan bir ürün seçilmeli
 
Güneş kremi seçerken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır; 

	Güneş kremi seçimi uzman kontrolünde yapılmalıdır. Dermatoloji uzmanı cilt tipinize ve mevcut cilt problemlerinize göre önerilerde bulunacaktır. Gelişigüzel güneş kremi kullanımı cilde zarar verebilir. Her cilt tipi için farklı ürünler bulunmaktadır.
	Yüz bölgesi için cilt tipi yağlı olan kişiler su bazlı yapıda olan yağsız, komedojenik olmayan (siyah ve beyaz nokta oluşturmayan) güneş kremlerini tercih etmelidirler. Bu ürünler çoğunlukla jel, jel-krem veya losyon yapıdadırlar.
	Cildi kuru olan ve orta yaş üzeri kişiler ise nemlendirme özelliği olan ve antioksidan içeriğe sahip güneş kremlerini tercih edebilirler. Bu ürünler ise genellikle krem ve losyon formundadırlar. 
	Rozasea hastalığı (gül hastalığı) olan ve cildi aşırı hassas kişiler ise mümkün olduğunda kimyasal içeriği azaltılmış, alerji riski düşük ürünleri kullanabilirler. 
	Gebelerde ve emziren kadınlarda ise genellikle mineral filtreli olan, yani kimyasal filtre özelliğine sahip içerikleri içeremeyen güneş kremleri seçilmelidir.
	Güneş kremlerinin 6 aylıktan küçük bebeklerde kullanımı olası alerjik reaksiyonlardan dolayı önerilmemektedir. Bu yüzden 0-6 ay arası olan bebeklerin fiziksel koruyucu kıyafetlerle güneşten korunmaları gerekmektedir. 

Altı aydan daha büyük bebeklerde ise bebekler için özel üretilmiş güneş kremleri tercih edilebilir. Yüz harici vücut bölgeleri için kullanılacak olan güneş kremleri ise daha büyük boyutlarda olan losyonlar ve spreyler olarak kullanılabilir]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/gunes-kremi-secerken-7-onemli-kurala-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/gunes-kremi-secerken-7-onemli-kurala-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/gunes-kremi-secerken-7-onemli-kurala-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/gunes-kremi-secerken-7-onemli-kurala-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/gunes-kremi-secerken-7-onemli-kurala-dikkat/5655/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Jul 2023 11:44:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Göz Sağlığınız İçin Kaliteli Güneş Gözlüğü Kullanın</title>
			<description><![CDATA[Yaz mevsimiyle birlikte güneşin etkilerini daha fazla göstermesiyle göz sağlığı ve zararlı güneş ışınlarından korunmanın yolları da yeniden gündeme geldi.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Güneş ışınlarına maruz kalan gözde birçok hastalık meydana gelebileceği gibi, güneş ışınları göz kapağında ben, leke, tümör oluşumuna kadar varabilecek sonuçlara neden olabiliyor.
Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman,
yaz aylarında dünyamıza ulaşan ultraviyole ışın miktarının kış mevsimine oranla 3 kat daha fazla olduğuiçin ultraviyoleden korunmanın yaz mevsiminde çok daha önemli olduğunu dile getirdi. Ultraviyole ışınların gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerinin ve uzun yıllar içinde göz kapağında yaratabileceği hasarın, kansere uzanan ciddi hasarlara yol açabileceğine dikkat çeken Kahraman, zararlı güneş ışınlarından korunmak için mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü kullanılması gerektiğini vurguladı.Ultraviyole ışınların vücudun diğer kısımlarında olduğu gibi göz kapaklarını kaplayan deride de kanser oluşumuna neden olduğunu aktaran Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, “Vücudun herhangi bir bölümünde oluşabilecek tümör, daha kolay operasyonla alınabilirken, göz kapağı derisinde bu daha zordur. Bu yüzden de göz kapağı derisinde oluşabilecek herhangi bir sorun çok daha ciddi sonuçlara yol açabilir” dedi.

Katarakt Riskini Artırıyor

Ultraviyole ışınların katarakt oluşum riskini de artırdığını söyleyen Kahraman, “Gözümüze ulaşan ultraviyole ışınların kornea tabakası ve göz merceği tarafından süzülmesi sonucu bu ışınların ancak % 1’i retinaya (ağ tabaka) kadar ulaşabilir. Uzun süre doğrudan güneşe bakanlarda sarı nokta hasarı oluşabilir. İleri yaşlarda ortaya çıkan sarı nokta dediğimiz göz merkezinin yaşlanmasının, kişilerin geçmişte maruz kaldığı güneş ışığı miktarı arasında da ilişki olduğu düşünülmektedir” diye konuştu.

Çocukların Gözleri Daha Hassas

Doğrudan güneşe bakmasak bile, nesnelerden yansıyan ışınların göz sağlığımızı bozmaya yeteceği uyarısında bulunan Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, özellikle çocukların ve bebeklerin göz merceğinin yetişkinlere oranla çok daha saydam ve hassas olduğunu hatırlattı. Gözlerimizi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korumada en etkili yöntemin kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmaktan geçtiğinin altını çizen Kahraman, sokakta satılan kalitesiz gözlüklerin ise faydasından çok zararı olduğunu kaydetti.Renkli cam kullanılan kalitesiz güneş gözlüklerini taktığımızda, göz bebeklerimizin büyüdüğünü ve daha fazla ultraviyole ışının gözün içine girdiğini hatırlatan Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, “İyi bir güneş gözlüğü, ışığı gözü rahatsız etmeyecek bir seviyeye indirirken, zararlı ultraviyole ışınları da süzmelidir. Gözlük satın alırken en önemli nokta, ultraviyole ışınlara karşı koruyuculuk değerleridir. İyi kalitede güneş gözlüklerinin çoğu ultraviyole ışınların % 95'inden fazlasını süzerken, bu oran % 99 ve daha yüksek de olabilir” ifadesini kullandı.
Özellikle çocukların yazın, güneş ışınlarının altında fazla kalmamaları uyarısında bulunan Kahraman, çocukların güneşe mutlaka şapka ve kaliteli güneş gözlüğüyle çıkması gerektiğini sözlerine ekledi.


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/07/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/goz-sagliginiz-icin-kaliteli-gunes-gozlugu-kullanin/5651/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Jul 2023 14:03:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ruh sağlığı sorunlarına sosyal işlevsellik programı ile destek</title>
			<description><![CDATA[Uzmanlar bireyin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik çevresi içerisinde, kaynak ve fırsatları oluşturarak onu toplumla bütünleştirme, kişilerarası ilişkilerini sürdürebilmesini elverişli hale getirmeye odaklanan ‘Sosyal İşlevsellik Programı’nın tedavinin önemli bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.  Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoterapi Hizmetleri Birimi Koordinatörü Uzman Psikolog Çiğdem Demirsoy sosyal işlevsellik programlarının çeşitli ruh sağlığı sorunları nedeniyle dış çevre ile teması azalmış olan kişiler için destekleyici bir ortam sağladığını belirtiyor. Programda yer alan mutfak atölyesi, yaratıcı sanat etkinlikleri, spor gibi faaliyetlerin bir bütün içinde hastaların günlük yaşantısına olumlu yansıdığını gözlemlediklerini söylüyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çok genel anlamıyla kişilerarası ilişkileri sürdürebilme, çalışabilme ve kendine bakabilme yetisinin güçlendirilmesine yönelik uygulanan ‘Sosyal İşlevsellik Programı’ ile ilgili Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoterapi Hizmetleri Birimi Koordinatörü Uzm. Psk. Çiğdem Demirsoy programla ilgili hastaların ve yakınlarının farkındalığını artırmak amacıyla önerilerde bulundu. 

İnsanların ihtiyacı olan sosyal etkileşim ortamını sunmayı amaçlıyoruz

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesinde uygulanan Sosyal İşlevsellik programının ana hedeflerinden bahseden Demirsoy, “Çeşitli ruh sağlığı sorunları nedeniyle işlevselliği ve dış çevre ile teması azalmış olan kişiler için destekleyici bir ortam sağlıyoruz. Amacımız; her insanın ihtiyacı olan sosyal etkileşim ortamını sunmak ve bir yandan tıbbî tedavileri sürerken diğer yandan multidisipliner yaklaşım ile tedavi kazanımlarını desteklemek. Bu nedenle yapılandırılmış bir program ile sosyal işlevselliği pekiştirerek hastalarımızın psikolojik iyilik haline katkı sağlamayı hedefliyoruz.” dedi. 

Hayattaki amaçlar sıkıntı, bunaltı gibi duygulardan uzaklaştırıyor 

 

Sosyal bağlantıları sürdürmek için fiziksel ve ruhsal iyiliği destekleyici etkinliklerin önemine dikkat çeken Uzm. Psk. Çiğdem Demirsoy, “Sosyal yaşam ile bağların sürmesi insanın ruh sağlığı için önemlidir. Hayatta bir amacının olması ve günlük yaşamını bu amaca yönelik davranışlarla doldurması insanı sıkıntı, bunaltı gibi olumsuz duygulardan uzaklaştırıp ruhsal hastalıklardan koruyor. Bu altı çizilmesi gereken bilimsel bir gerçek.” tespitleriyle programı oluşturduklarını söyledi.   

Aileler günlük hayatta olduğu gibi programın parçası olmalı  

 

Programa katılım sağlamanın öneminden bahseden Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikoterapi Hizmetleri Birimi Koordinatörü Uzm. Psk. Çiğdem Demirsoy, “Hastalardan bir yandan hastalığın getirdiği zorlanmaları yaşarken haftanın her gününü kapsayan bir programa katılmalarını beklemiyoruz.  Bu nedenle özellikle de yaşadığımız kentin koşullarında zorlayıcı olabileceği düşünülerek haftanın 2 ve 3 gününü kapsayan iki ayrı program sunuyoruz. Programda ailelere yönelik iletişime çok önem veriyoruz. Hastaya ve hastalığa doğru yaklaşım, sağlıklı yaşam becerilerini destekleme ve beslenme eğitimi gibi konularda psikoeğitim grup etkinliklerimiz bulunuyor. Beslenme ve Diyet, Aile Psikoeğitim programları periyodik olarak en az ayda 1 olacak şekilde düzenleniyor.” dedi. 

Sosyal İşlevsellik programının sunduğu faydalar:

-Güne sportif etkinlikle başlama alışkanlığının desteklenmesi

-Yaratıcı sanat etkinlikleri ile yeteneklerini keşfetmek ve becerilerini geliştirmek

-Mutfak atölyesi ile kendine yeterlik ve yaşamsal becerileri destekleme

-Etkileşimli grup terapileri ile farkındalık, iletişim ve problem çözme becerilerini arttırmak

-Beslenme ve diyet eğitimi ile sağlıklı yaşam becerilerini destekleme

-Hastalıkla baş etme becerilerinin desteklenmesi

-Ailelere yönelik psikoeğitim etkinlikleri
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/04/ruh-sagligi-sorunlarina-sosyal-islevsellik-programi-ile-destek.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/04/ruh-sagligi-sorunlarina-sosyal-islevsellik-programi-ile-destek.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/04/ruh-sagligi-sorunlarina-sosyal-islevsellik-programi-ile-destek_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.aliagagundem.com/images/haberler/2023/04/ruh-sagligi-sorunlarina-sosyal-islevsellik-programi-ile-destek.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.aliagagundem.com/ruh-sagligi-sorunlarina-sosyal-islevsellik-programi-ile-destek/5605/</link>
			<pubDate>Sat, 29 Apr 2023 15:03:27 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>